• https://m.youtube.com/watch?v=rMIGAw6xYiU

    Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim,” dedin,
    “bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
    Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
    -bir ceset gibi- gömülü kalbim.
    Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
    Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
    kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
    boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede.”

    Yeni bir ülke bulamazsın.
    Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
    dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
    aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
    Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
    Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
    Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
    Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.
  • Yine bir Sanderson kitabı ve yine hissedilenleri anlatmakta kifayetsiz kalan kelimeler.

    Kitabı bitirmemin üzerinden bir buçuk aydan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen incelemeyi şimdi yazıyorum çünkü okuduklarımın etkisinin bu zamana kadar geçmeyeceğini ve anılarımın taze kalacağını çok iyi biliyordum. Yanılmadım da…

    Öyle bir hükümdarlık düşünün ki ölümsüz ve despot bir tanrı kral tarafından bin yıldır yönetiliyor. Bu kralın zulmü altında ezilen halk da isyan için bir fırsat kolluyor. Kelsier'in kontrolündeki ekip de ilk defa başarı umudu nispeten yüksek delice bir planı uygulamaya çalışıyor.

    Kitabın genel konusu aşağı yukarı böyle ve ilk bakışta çok özgün değilmiş gibi görünebilir.

    Gerçekten de bu hikayeyi herhangi başka bir yazar kaleme almış olsa öyle de olurdu ancak Sanderson'un farkı bu noktada devreye giriyor ve oluşturduğu dünya ve büyü sistemiyle konuyu çok sıra dışı hale getirmeyi başarıyor.

    Kitapla beraber hayatımıza pek çok yeni terim giriyor. İlk 100-150 sayfada bu yeni dünyaya adapte olmak bayağı zor ve yavaş oluyor ancak ondan sonra kitabı bırakıp başka bir şeyle ilgilenmek çok zor bir hale geliyor.

    Kelsier'e çabucak ısındım. Bu tarz hak edilmiş kibrini rahatsızlık duymadan taşıyabilen ve bunu avantaj olarak kullanabilen karakterleri seviyorum.

    Bir çok okurun aksine tüm sızlanmaları, çelişkileri ve iç hesaplaşmalarına rağmen Vin'i de sevmekte zorlanmadım. Bunun sebebi Robert Jordan'ı ve yazdığı güçlü feminen karakterlerin (bkz. Nynaeve ve Rand al'Thor'un kadınları) dünyasını sevmem olabilir. (Aynı şekilde Sanderson'un kitaplarını okurken onun da bir Jordan hayranı olduğunu ve onun tarzından etkilendiğini unutmamak gerekir)

    Bu iki karakterin dışındaki tüm çete üyeleri de iyi düşünülmüş ve oluşturulmuş sağlam karakterler.

    Bölüm başlarındaki alıntılar kitabın en sevdiğim kısımlarındandı. Geçmiş zamanların kahramanları ile ilgili bu tarz anekdotları okumayı her zaman sevmişimdir. Tüm okurlara tavsiyem kitap bittikten sonra bu alıntıları bir araya toplayıp yeniden okunmasıdır.

    Kitabın son 100-150 sayfasında Kelsier'in planının gerçekte ne olduğunu anlamaya başladığımızda kitabın umduğumuzdan çok farklı bir yöne gittiğini görüyoruz.

    Bu kısımda, hikayede o kadar çok ters köşe oluyor ki kitabın sonundan ne beklemeniz gerektiğini bir türlü tahmin edemiyorsunuz.
    Ve sonu, incelemenin başında da söylediğim gibi anlatılamayacak kadar karmaşık duygular ve yazara duyulan saygının bir misli daha artması…
  • "Faydasız ve olumsuz şeylere hayır demenin gücünü elde ettiğinizde, kim olduğunuzu da bileceksiniz."

    Darel Rutherford
  • Modernizm, Orta Çağ insanlarının düşünce ve yaşam tarzlarına muhalif olarak ortaya çıkan bir tepki dogması. Avrupa’da Rönesans ile birlikte dünyaya yayılan; ekonomiden, mimariye, edebiyattan, tıp bilimine kadar her şeyi etkisi altına alan bir tür yaşam tarzı. Modernizm, çağdaş olma, çağın gereklerine uyma telaşı.

    Modernlik ya da modern olma kavramını bugün hemen hemen hepimiz çok kullanıyor ve seviyoruz. Ancak ne yazık ki bu kavramın ne olduğu ve üzerimizdeki etkilerinin nasıl olduğu konusunda ise çoğumuz bihaberiz. Modern olmak kimimize göre batı tarzı giyinmek, kimimize göre entelektüel görünmek, kimimize göre ise süslü kelimelerle ezbere konuşmak. Bir takım kelimelerin önüne “Modern” kelimelerini getiriyoruz ki daha entel görünelim. “Modern Edebiyat”, “Modern Dans”, “Modern hikâye”, “Modern Tıp”, “Modern Ekonomi” hatta ve hatta “Modern İslam”…

    Ama gelin görün ki, modernizm kelimesini dünyaya yayan toplumlar bugün onun olumsuz etkilerini tartışır oldular. Çünkü modernizm kisvesine giren toplumlarda, insanlar, kendine olan güveni eksik, birbirine benzeşik veya bitişik karakterler sergilemeye başladılar. Ülkemizde de yavaş yavaş hepimiz modernizmin pençesine düşüyor, tek tip ve aynı şeyleri yapan insanlar haline dönüşüyoruz. Düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, anlamayan bir toplum haline geliyoruz. Hepimiz ortada gezen birer robotçuklar olduk.

    Modernizm’i savunan hemen hemen herkesin ilk övgüsü bilim üzerine oluyor. Bilim ve teknoloji modernleşti, daha büyük silahlar üretildi, daha çok insan öldürüldü. Tıp modernleşti, hastalık çeşitleri arttı. Sanayi modernleşti, zengin daha zengin fakir daha fakir oldu.

    İnsanoğlu modernleşirken bir şeyi unuttu ve en büyük sermayesi olan ahlak olgusunu da aynı oranda geriletti farkında olmadan. Modern insan oldu, ancak yanı başındaki muhtaç insanları görmezden geldi, saygı ve hoşgörüyü yitirdi, psikolojik rahatsızlıkları arttı.

    Yanlış anlaşılmasın, tümüyle modernleşmeye karşı filan değilim. Modernleşmenin işimize geldiği taraflarını alarak çıkmaza sürüklenmeye karşıyım. Modernleştirelim, modernleştirelim ama neyi?

    İşte yazar modernleşmenin içine düştüğü hastalığı incelemiş ve güzelce kırmadan dökmeden de anlatmış. Kitabı okumanızı tavsiye ederim dolayısıyla…

    Saygılarımla…
  • - Benim gibi , evet. Endorfin perisi beni çılgına çevirdi.
    Volokine söze karıştı. Gözlerini La Bruyere'den ayırmadan Kasdan'a hitap ediyordu.
    - Vücut acı duyduğunda , özel bir hormon , endorfin salgılar. Vücudu uyuşturan doğal bir analjenik. Bu fizyolojik refleks olumsuz duyumları sınırlandırır. Ama bu hormon bir tür mutluluğa , keyfe de neden olur. Bu değişkendir , tabii. Aksi takdirde , her işkence seansı bir zevk partisine dönüşür.
  • kitap tabi ki güzel. yazarının dan brown olması bile yeterli. çoğu yorumlarda da gayet iyi anlatılmış kitap. ben olumlu ve olumsuz olarak ele alacağım:
    bir kere kitap çok güzel girişe sahip. genelde sıkıcı olan kitap girişleri bu kitapta yok. hatta tam tersi çok heyecanlanıyor insan. olaya korkusuzca dinleri eklemek cesur bir hareket. dinler hakkında inanç sahiplerini kırmadan ufak ufak eleştirel yaklaşmın dozunda ve rahatsız etmeyecek şekilde olduğunu düşünüyorum. konu itibariyle merak uyandırıcı. karakter tahlilleri betimlemeler, gerçek mekanlar (hele ki istanbul olması) gayet başarılı.

    olumsuz tarafına gelirsek; kitap bir süre sonra tekrara düşüyor gibi. yani şöyle ki bence kitap en azından 5-6 bölüm önceden de bitirilebilirdi ama yazarımız uzatmayı seçmiş. bir de sırrı söylememek için gereksiz bir çaba içine girmiş.

    sonuç olarak kitap güzel. ama insan dan brown yazınca daha başka birşeyler bekliyor.

    Saygılar..
  • Diğer insanlardan olumsuz davranış geleceğini düşünen kişi, aslında kendi olumsuz düşüncelerinden korktuğunu göremez.
    Engin Geçtan
    Sayfa 52 - Metis yayınevi