• William Engdahl'ın bu kitabının özgün adı 'Gods of Money: Wall Street and the Death of the American Century'. Yani 'Paranın Tanrıları: Wall Street ve Amerikan Yüzyılının Ölümü'. Yayınevi 'Wall Street ve Amerikan Yüzyılının Çöküşü' adıyla kitabı yayımlamış. Tercih onun ve fazla irdelemeden konuyu kapatalım.

    Kitap 18 bölümden oluşuyor. 'Amerikan Para Oligarşisinin Doğuşu' ile başlayıp 'Bir Milletin Soyuluşu' kısmıyla bitiyor.
    463 sayfalık kalın bir kitap. Eğer siyaset, ekonomi, para ile ilgili konulara meraklıysanız ve bu tarzda kitaplar okumak
    hoşunuza gidiyorsa William Engdahl'ın bu kitabını da severek okuyacağınıza inanıyorum.

    William Engdahl'in daha önce bir kitabını okumuşsanız onun muhalif tavrını da hatırlarsınız ve bu kitapta da aynı
    muhalif tavrını sergiliyor. Öyle çok teknik, dolaylı anlatımlar kullanmadan doğrudan konuşuyor. Kısaca bu kitap Amerikan genelinde dünyanın 'Paranın Tanrıları' tarafından nasıl soyulduğunu anlatıyor. Kitabın yazıldığı dönem itibarıyla Amerika'da meşhur 2008 emlak balonunun patlamasıyla bir anda dımdızlak ortada kalanların hikayesi ve bu sürece giden yolun hikayesi okunacak.

    Kitaba Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu'nun güzel bir önsözüyle başlanıyor. Sinanoğlu'da zaten 'at üstünde kasabaya gelen haydutların bankaları soyması' benzetmesiyle günümüzde 'at olmazsa da' modern bir şekilde toplumların nasıl soyulduğuna işaret ediyor. ABD'li meşhur finans kuruluşlarından bahsediyor. Yani JP Morgan, Merrly Lynch, Goldman Saachs gibi.

    Kısaca William Engdahl, 'Paranın Tanrılarının' bilinen, görülen ve bilinmeyen hikayelerini bizlerin anlayabileceği bir dille
    anlatmaya çalışıyor. O, durumu bildiriyor. Görüp, duyup, okuyup, anlamak ya da anlamamak bizlere kalıyor.

    ABD'nin önde gelen 60 ailesinin zenginliği büyük boyutlardaydı. Ve aşırı büyüklükteki bu sermaye, hem hükümet hem de hükümetler üstü bir şekilde istedikleri çoğu şeyi onlara yapma imkanı sağlıyordu. Örneğin, savaş kışkırtıcılığı ve her iki tarafa da hem silah hem de borç para vererek, servetlerine servet katmaya kadar götürüyordu. Bu güç 2.Dünya Savaşı'ndan ve Amerika'nın süper güç olarak ortaya çıkmasıyla İngiliz hegomanyasının sonlanması ve Amerikan hegomanyasının üstün hale gelmesi sonucu iyice güçlenen bir yapının ortaya çıkmasına neden olur. Bir de bunun üzerine 'askeri güç'de eklendiğinde muazzam bir seviyeye 've artık cumhuriyetten, yeni Amerikan İmparatorluğuna' giden yolun açılmasına yol açar.

    Bu kitapta özelde Amerika'da 2008 yılında ortaya çıkan krizin arka planını ve buradan hareketle 'Wall Street'in doymak
    bilmez açlığını, dünya üzerinde daha fazla kontrol ve güç elde etmek çabalarını anlamak isteyenler için, paranın gücünün nasıl kullanıldığını anlatmaktadır (s86).'

    Bu kitap savaşların özelde 1.ve 2.Dünya savaşlarının arkasında bulunan sebepleri farklı açılardan irdeliyor. Klasik tarih veya siyaset düşüncesinin dışına çıkıp, bunun ekonomik çıkar çatışmasının bir unsuru olduğunu ve özellikle Birinci Dünya Savaşı öncesinde yaşanan çeşitli olayların dünyayı savaşa doğru sürüklediğini (zaten bölgesel savaşlar mevcut) örneklerle açıklamaya çalışıyor.
    Bunu yaparken de ortaya 'sermaye'yi ya da 'para'yı koyuyor. Daha fazla kazanma isteği doğrultusunda yeni işgallerin önünü açmak için savaşların da hatta tüm savaşların mecbur bırakıldığını (Haçlı seferleri ve hatta biraz düşündüğümüzde tüm savaşlarında ekonomik sebeplere dayandığını görmek mümkün değil mi?) anlatıyor. Bunu yapanlarında Londra ve New York merkezli büyük para babaları olduğunu dönemi içinde yayımlanan çeşitli yazılı ve sözlü kaynaklara dayanarak ifade ediyor.

    Belki bu kitap savaşın o kötü yüzünü içerden yani cepheden bildirmiyor olabilir ya da kan, gözyaşı, felaketlere tanıklık etmeyebilir. Ama, o duruma yol açan etkenleri anlatıyor, sorguluyor ve dillendirmeye çalışıyor.

    Kitap, cephenin içinden, günlüklerden, efsanelerden ya da savaşlardan bahsetmiyor. Çünkü savaş sondur. Bu kitap önceyi yani niçin oralara gidildiğini anlatıyor.

    Para babalarının daha fazla kazanma, dünyayı istedikleri gibi yönetme yani bir çeşit dünya üzerinde kendilerinden oluşacak bir 'Tanrı Krallığı' oluşturmasını anlatılıyor. Ailelerden bahsediyor. O ailelerin yine kendileri gibi zengin ailelerle girdikleri işbirliğinden bahsediyor. Karşılarına çıkanlar olursa ne yaptıklarından bahsediyor. Ama yanlarında olanlara ne kadar iyi davranıp, onları ihya ettiklerinden de bahsediyor. Kısaca, 'para babaları' kendi istedikleri şekilde bir dünya yönetimi istiyorlar. Bunu yaparken de siyaset, asker, din görevlisi, polis, avukat, hukuk görevlisi, gazeteci, sendikacı, işci, memur yani toplumun her kesiminden işbirlikçiler edinebildiklerini anlatıyor.

    FED'in tarihini de okuyoruz. Nasıl ve kimler tarafından hangi amaçlar doğrultusunda kurulduğunu da okuyoruz.

    Propagandanın kullanılması durumuna gelindiğinde ise bu işin uzmanı olan Edward Bernays devreye girer ve ABD'nin niçin savaşa girmek zorunda kaldığını 'Halkla İlişkiler' kavramı
    içinde anlatmaya başlar.

    Edward Bernays sayesinde propagandanın nasıl toplumları birer yönlendirilen sürüler haline getirdiğinin açık örneklerini de görüyoruz. Artık toplum gerçeklerin değilde, gerçek
    olarak gösterilenlerin peşinden gitmeye başlamıştı. Gerçeğin önemi yoktu, yeter ki ortada bir düşman olsun yeter.

    Kitapta günümüzde de etkili olan çeşitli aile, şirket ve yapıların gçemişine göz atıp, nereden nereye ve nasıl geldiklerini de anlatılıyor. Örneğin, Bush ailesi. Baba ve oğul Bush'un
    Amerikan başkanı olduğu düşünürsek, babasının veya dedesinin geçmişi hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Bush ailesinin kurucusu sayılan Prescolt Bush, servetini savaş
    malzemesi üretiminden yapmıştı. Tokyo'ya atılan yangın bombalarını üreten firmanın sahibiydi.

    Doların rezerv para oluşunun hikayesi de anlatılıyor. Öyle ben 'rezerv para' oldum demekle rezerv para olunamayacağını ve bunun için neler yapılması gerektiğini; İngiltere'nin
    elinden ekonomik egemenliğin nasıl alındığı (Sterlin-Dolar kapışması), rezerv altın oluşumunun Amerikan hegomanyası için gün gelip olumlu ama gün geldiğinde nasıl da olumsuz
    sonuçlar doğurduğunu okuyoruz. Rezerv para, herkesin o parayı standart kabul edip, tüm ticaretin o para üzerinden yapılması ve ABD'nin sınırsız para basma yetkisinden
    dolayı savaşların finansmanın nasıl para sağladığını da okuyoruz.

    Yani rezerv para denilip geçilmesin; ne var canım alt tarafı ABD doları, 'onların doları varsa bizim de...' hamaset nutukları sadece hamasetten öteye geçmez ve hamaset de karın doyurmaz.

    Ekonomi, siyaset, uluslararası ilişkiler okuyanların ilgisini çekecek, okudukları bilgi doğrultusunda yeni araştırmalara kendilerini sevk edecek bir içeriğe sahip.

    Kitap size bir çeşit 20.yüzyıl Amerikan ekonomisin tarihini, kırılma noktalarını ve geleceğini anlatıyor. Ekonomik tarihin gelişim sürecini Amerikan gözünden, Amerikanın
    sisteminden bakmayı ve buna göre nasıl düzenleme yapıldığını görmek açısından bilgilendirici. Çözüm değil sadece olayların gelişim süreci anlatılıyor.

    Bazı ülkelerde çıkan bir takım ekonomik veya siyasi krizlerin nasıl ortaya çıktığını veya çıkarıldığını okudukça daha kolay bir şekilde bazı şeyleri anlamamızı da sağlıyor. Yani birilerin istediği ya da olması gibi davranılacak yoksa sonu felakete kadar gidecek hareket başlar. Okumaya devam ettikçe her şeyin bir 'kelebek etkisi' gibi ya da 'domino taşları' gibi birbirine bağlı oldukları da görüyoruz. Bir tarafta düzelme varsa başka bir yerde yıkım olabiliyordu.

    Bazı bölümler tüm kesimlerin hizmetine sunulup, çoğu yer özel bilgiye gerek duyulmadan kavranıp, anlaşılabilir. Ama bazı kısımlar için ekstra ya da biraz daha derin bilgiye ihtiyaç
    duyuluyor. O yüzden kitabın bazı bölümleri ekonomiyle ilgili teknik birikime ihtiyaç duyar.

    2007 yılında başlayıp 2008'de devam eden ABD merkezli finansal çöküşün nedenleri kitabın içinde farklı açılardan anlatıyor. Balon yapılar, hatalı teorilerden doğru bir şey
    çıkarma gibi onlarca ekonomi-siyasal sebep-sonuç ilişkileri hakkında bilgi sunuyor.

    Kısaca Paranın Tanrılarının hikayesi anlatılıyor. Piyasaya egemen olan, tüm dünyayı boyunduruk altına alan bir küresel çetenin izini sürüyor. Onların tarihini anlatıyor. Büyük pencereden bakarsak bazı şeyleri yerine tam oturtabiliriz ama dar açıdan bakıldığında istesek de bazı yerler tam yerine oturmaz. O zaman bazı şeyleri hep havada kalıyor.

    Aykırı, ters ve bazen de hoş olmayan şeyler söyleyip bizleri uyarmaya çalışıyor. Ama şu da kesin ki, uyarı sadece bireysel kalıyor. Böyle olunca da parayı elinde tutan güçler yani 'Paranın Tanrıları'nın istedikleri gerçekleşebiliyor.

    Ezcümle: Tavsiye edilir

    Notlar:

    + Esasında yazı uzun ama buraya ancak bu kadar kısaltabildim. Ne de olsa tarihe atılmış bir tarih düşüyoruz.
    - Bilim + Gönül Yayınları tarafından yayımlanan kitabın satışı yok. Sahaflardan bulabilirsiniz. Bence alınıp, okunmaya değer.
    + 28/7/2018 - 29/9/2018 tarihleri arasında notlar alınıp, okunmuş ve yazıya dökülüp düzenlemesi ise 12/11/2018 tarihinde gerçekleşmiştir.
  • Dünya edebiyat tarihinde Pearl S.Buck gibi, kitaplarını basit ve sade olarak yazan, tüm düyaca tanınmış kaç yazar vardır acaba diye düşündüğümde aklıma gelenleri sayıyorum neredeyse bir elin parmaklarının sayısına ulaşamıyorum. Aklıma ilk gelenler de nedense hep Necib Mahfuz ve Cengiz Aytmatov oluyor. Bu üç yazarın da ortak noktası, romanlarını yazarken yaşadıkları yer ve ülkeden ilham almalarıdır. Necib Mahfuz Mısırlı olduğundan romanlarında hep Kahire ve Mısırı anlatırken, Aytmatov ise Sovyet Rusya vatandaşı olduğundan ağırlığı Stalin Rusyası'na vermektedir. Pearl S.Buck ise bir ABD vatandaşı olmasına rağmen bizlere romanlarında Çin'i anlatmaktadır. Bunun sebebi ise uzun süre Çin'de yaşamasından kaynaklanmaktadır. Yazar bundan dolayı bu ülkedeki yaşamı kitaplarına konu olarak seçmiş ve Çin kültürünün dünyada tanınmasına yol açmıştır.

    Bu kadar basit ve sade olarak yazan ve romanları keyifle ve kolaylıkla okunan , üstelik aldığı bir çok ödülü bir de Nobel ödülüyle(1938 yılı) taçlandırmış olan bir yazarın kitapları ülkemizde neden hak ettiği ilgiyi görmüyor , bunu da bir türlü çözebilmiş değilim. Kitaplarının çoğu 1940'lı yıllar ile 1970'li yıllar arasında Türkçeye çevrilmiş ve basılmış olup, 1970'lerden sonra ise sadece bir kaç kitabı yayınevleri tarafından basılarak piyasaya sürülmüştür. Yazarın şu anda sadece tek bir kitabı piyasada mevcuttur. Diğer kitaplarını ise ancak sahaflardan binbir güçlükle temin etmek mümkündür. Sanırım yazarın bu günün insanları tarafından ilgi görmemesinin en büyük nedeni bu temin güçlüğü olsa gerek .

    Yazarın kitaplarının tekrar basılmasından ümidimi kesmiş olduğumdan dolayı, bugüne kadar ülkemizde yayınlanmış kitaplarını sahaflardan temin ederek okumak istedim. Fakat sahaf sitelerine girdiğimde yazarın çok farklı isimlerde yayınlanmış 40 civarında kitabının olduğunu gördüm. Bunların büyük bir kısmının farklı yayınevleri tarafından farklı isimlerle piyasaya sürülmüş aynı kitaplar olabileceği düşüncesiyle, yazarı tanıyan ve kitaplarını okuyan bir dosttan yardım almak istedim. Sitede yaptığım bir araştırmada yazarın çok sayıda kitabını okuduğunu gördüğüm ve bu güne kadar edebiyat konusunda bana çok şey kazandıran Necmettin Zafer( Necmettin Zafer ) bey kardeşimden yardım istedim. Necmettin Bey sağolsun büyük emek ve zaman harcayarak hazırlamış olduğu, bugüne kadar Türkiye'de yayınlanmış olan tüm Pearl S.Buck kitaplarını, aynı zamanda bunların farklı isimlerini ve her kitabın başlangıç cümlelerini içeren muhteşem bir listeyi bana gönderdi. Ben de bu liste doğrultusunda zaman zaman alımlarımı yaparak yazarın önemli sayıda kitabını temin ettim ve bundan sonra da kalanları buldukça temin etmeye devam edeceğim.

    Ben okuduğum bu kitabın ve bundan sonraki okuyacağım Pearl S.Buck kitaplarının teminine , büyük özveride bulunarak vesile olduğu için Necmettin Zafer bey ( Necmettin Zafer ) kardeşime çok teşekkür ediyorum. Eğer ben bu kitapları okuyabiliyorsam bunlar onun sayesinde gerçekleşmektedir.

    Kitabın konusuna gelince , yirminci yüzyılın başlarında Çin'deki kültür çatışması ele alınmaktadır. Yurt dışına giderek eğitim görüp, tekrar ülkelerine dönen gençlerin eski gelenek ve göreneklere uymak istememesi sonucu ortaya çıkan sosyal çatışma ve olumsuzluklar bir aile üzerinden anlatılmaktadır. Tabii ki öncelikli olarak burada Çin'deki sosyolojik ve aile yapısının katı kuralları bizlere aktarılmakta olup, bunun da özellikle kadınlar üstündeki olumsuz yönleri üzerinde durulmaktadır.

    Yukarıda da bahsettiğim gibi yazarın diğer kitapları gibi çok sade ve basit bir anlatımla yazılmış olan ve çok kolay okunan bu harika kitabın , eğer temin edilebildiği takdirde mutlaka okunmasını tavsiye ederim.
  • Yedi kişilik bir aile olan Bennet ailesi Mr. Ve Mrs. Bennet kızlarının adları ise Lydia, Mary, Kitty, Elizabeth ve Jane Bennet’tir. Dar görüşlü ve oldukça havalı olmaya çalışan Mrs. Bennet kızlarını mutlaka bir zengin koca ile evlendirme derdindedir. Mr. Bennet ise Mrs. Bennet’e karşın daha akıllı ve düzgün bir kişiliğe sahiptir.
    Kitty ve Lydia adlı kızları tam da anne Bennet’in istediği gibi kızlardır. Günlerini gün ederler ve zengin bir koca bulmak amacıyla her akşam balodan baloya koşarlar. Mary ise içine kapanık oldukça sakin bir kızdır. En büyük kız kardeşlerden biri olan Jane ise aralarında en güzel ve alçak gönüllü bir karaktere sahiptir. Ana karakter olan Elizabeth ise ablası kadar olmasa da güzeldir ve akıllı ne istediğiniz bilen bir kişiliğe sahiptir.Her şey zengin bir adam olan Charles Bingley’in oturdukları evin yanına oturmasıyla gelişir. Mrs. Bennet bu adamla mutlaka tanışmalarını gerektiğini ve kızlarından birini kesinlikle beğeneceğini sürekli kocasına söyle ve baskı yapar. Zavallı adam bunu üzerine Charles Bingley’i kendi evlerine yemeğe davet eder.
    Bingley için verilen bir baloda Bingley Jane’yi beğenir ve oldukça hoşuna gider. Fakat bu durum karşısında Jane’nin en yakın arkadaşı ve kız kardeşleri kıskançlık krizlerine girerler. Bingley ve Elizabeth birçok kez dans etmesine karşın Darcy ise Elizabeth sadece bir kere dans eder. Darcy bu durum üzerine yakın arkadaşlarına ”Hoş bir kız, ama beni cezbedecek kadar değil. Ayrıca başka erkeklerin reddettiği genç kızları eğlendirecek havamda değilim.” Bu sözler üzerine Elizabeth çok öfkelenir ve aralarındaki ilk sürtüşmeler bu şekilde başlar.
    Balodan sonra Jane ’den çok etkilenen Bingley onu evine davet eder. Bu durumu fırsat bilen anne Mrs. Bennet kızını geri dönemeyeceği oldukça kötü ve yağışlı havada Jane’nin evine gönderir. Bu olumsuz hava sonucunda oldukça kötü bir şekilde hastalanan Jane yataklara düşer ve oldukça kötü bir hastalık geçirir. Bingley oldukça büyük bir aşkla Jane’ye bu hastalık süresince oldukça büyük destek vermiştir. Fakat kardeşleri kıskançlıklarından dolayı oldukça samimiyetsiz ve ilgisiz bir şekilde hastalık süreci boyunca yardımda bulunmuştur.
    Bu durum en büyük kardeşlerden biri olan Darcy’nin hoşuna gitme ve Bingley ile bu şekilde ikinci sürtüşmesi olur. Bu gurur sonunda aşka dönüşür ve hikayenin sonunda evlenirler.
  • Çevremizdeki tüm bu şeylerin ne olduğunu biliyor musun,Winnie?Hayat.Hareket eden,büyüyen,gelişen,bir dakika bile değişmeden duramayan hayat.Her sabah baktığın bu gölün suyu hep aynı görünür,ama değildir.Gece boyunca hareket eder,batıdaki şu dereden sürekli su gelir ve doğudaki şu dereden gider,daima sessiz,daima yeni,hiç durmadan hareket eder.Ama göl hep buradadır.Su her zaman hareket eder ve önünda sonunda okyanusa ulaşır.Sonra suya ne olur biliyor musun?Güneş bir kısmını emer ve yeniden bulutların içine katar,sonra yağmur yağar,yağmur dereye düşer ve dere suyu yeniden göle getirir.Bu bir çarktır.İnsanlar da bu çarkın parçasıdır.Sürekli yenileri gelir.Bu böyle devam eder gider.Fakat biz bu çarkın bir parçası değiliz.Çarkın dışına düştük.Terk edildik.Eğer çarkın bir parçası olmanın yolunu bulsaydım bir dakika bile beklemezdim.Eğer ölüm yoksa yaşamanın ne anlamı var ki?O zaman yaşam olarak adlandıramazsın bile.Biz yalnızca varız,buradayız,yol kenarındaki taşlar gibi.
  • Mutsuz bir evliliğe son verme sorunu ortaya çıktığı zaman da çocuklar, suçun üzerlerinden atılması için kullanılır. Anne ya da babanın burada hemen sarılıverdikleri şey, ayrılmalarını engelleyen nedenin çocuklarının «yuvasız» kalma olasılığıdır. Ne var ki herhangi bir detaylı araştırma aile içindeki mutsuz ve gergin havanın, çocuk üzerinde kesin ayrılmadan daha olumsuz etki yaptığını gösterecektir. Ayrılma, çocuklara hiç değilse dayanılmaz derecede kötü koşulları insanın gözüpek bir kararla sona erdirebileceğini gösterir
  • Reşat Nuri GÜNTEKİN'in bu ölümsüz eserini ilk okuduğumda; on yedi, on sekiz yaşlarımdaydım. Neredeyse yirmi yıl sonra; şimdiki aklım ve yürüdüğüm onca yol sonra diyebiliyorum ki; gerçek bir eserin, hayatınızın hangi döneminde olursa olsun, size söyleyecekleri asla bitmez.
    Dram dozunun, gerçeklik dozunu gölgeleyemeyeceği kadar berrak ve tarafsız anlatısıyla; yozlaşmaya bir bir dökülen evlatları ve yapraklarından geçemeyen babasıyla sadece bir roman değil,adeta o eski evin bahçesinden olayları izleten bir canlı kitaptır "Yaprak Dökümü".
    "Bir aile kurmak, onun gözünde bir devlet kurmak kadar ehemmiyetli bir işti..." diyen GÜNTEKİN'in kitaptaki bu cümlesi; "Çok şükür, bin şükür, seni bana verene" diye başlayan ve şarkı tedavülden kalkmadan bozulan evliliklere evrilse de bugünün gençleri arasında, yine de toplum tümden yaprak dökmeden uyanacaktır Ali Rıza Bey'liğimiz bir gün, tüm bu hiçliklerin ortasında.
  • roman, aristokrat bir ailenin kızının başına gelmesi beklenmeyen bir olay olan köpeğin soylu kızı ısırması ile başlıyor. kızın yaşadıklarından ne anne ne de babanın haberi var . öyle bir yabancılaşmış aile ki kimse birbirini sevmiyor ve umursamıyor. aile bireylerinin birlikte olmasını sağlayıcı tek etmen diğer türlü hareket etme isteğine bile sahip olmayan bir çökkün ruh haline sahip olmaları. babanın gerçekten sevdiği kadının deli diye kendine uygun görülmemesi dolayısıyla kendini kandıran bir yerli halktan kadınla evlenmesi; annenin kendi babasının kurduğu tuzağı uygulayarak mutsuz bir evliliğe kavuşması ancak gerçek aşkı başkasıyla yaşayıp aldatılması sonucu hayata küsmesi; kızın bu mutsuz evliliğin oluşmasındaki baş belası konumunda görülmesi sebebiyle kölelere verilerek büyütülmüş olması ve beyazların dünyasına ayak uyduramaması ailenin mutsuzluğunun röntgeni gibi.

    ortaçağ karanlığında kilisenin ne kadar tehlikeli olduğunu, işkencelere bahane olarak dini kullanmalarını, en masum varlık sayılabilecek çocuklara dahi acımadıklarını, kendi iç dinamiklerinde de paramparça olduklarını gösteriyor marquez okuyuculara.

    adı ölüyü bile dirilten olarak çıkan doktor, engizisyonun mayın tarlası gibi dünyasında ayakta kalmaya çalışırken dikkatimi çeken bir şey, psikoposun astım hastası olmasından dolayı krizler yaşanmasına rağmen bilimi tercih etmemesi ama doktoru da yakalatmaması oldu. demek ki bağnazlık bile bilimin gücünün farkında ve bağırıp çağıran köpek misali ses çıkarsa da ona dokunmayı göze alamadığı durumlar da yaşanıyor. iyi hissettirdi.

    sınıf farklılığının altını çizen marquez, beyaz ırkın soyluluk budalalığını ve karaktersizliklerini ortaya koyarken kölelerin ve yerli halkın yer yer olumsuz bazı özelliklerinden bahsetse de insani güzel yönlerinin de altını çizmeyi tercih ediyor.

    kitaptaki her karakter, Sierva maria ( küçük kız) merkezli olarak kendi dünyaya bakış açısını da ortaya koyma imkanını buluyor. kimisi onu şeytani bularak ona işkence etmeyi arzularken; kimisi onu utanç vesilesi görüp manastıra kapatmayı rahatlama yolu görüyor; kimi de ona delice aşık olarak can veriyor. bakış açısının farklılığının neler değiştirdiğini güçlü biçimde hissettiriyor marquez.

    detaylı anlatımlar film izler gibi takip etmeye imkan kılıyor okuyucuya. yavaş yavaş temponun yükseldiği görülüyor. kitap, büyük bir aşk hikayesi barındırıyor gibi görünse de temelinde "sevgisizlik" temeli üzerine kurulmuş bir eser.