• Günümüz çocuk ve gençlerinin önemli sorunlarından biri televizyon programları, dizi ve filmlerdeki gerçekçi olmayan ilişkilere saplanıp kendi aileleri hakkında olumsuz yargılara varmalarıdır.
    Adem Güneş
    Sayfa 179 - Timaş Yayınları
  • Buna inandı, çünkü inanmak zorundaydı ve inanç, bir kez daha en gerçek, en güvenilir dostu olmuştu.
  • 68 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Edebi tasvirler ve dil çok etkileyici kullanılmış olup yazar başarılı bir tekniğe sahip..

    Ele anılan konu itibarı ile bir psikoloji kitabı olmak ile birlikte aile kurumunu olumsuz yönden etkileyecek ve zinayı sıradan bir olay mesabesine getirebilecek bir anlatım var.

    Yazar kitabın bazı terlerinde ise alttan alta Allah inancı zedeler pasajlar sunmaktadır. Özellikle de bilinmeyen kadının sevdiği erkeğe yüklediği anlam üzerine..
  • 181 syf.
    İnsan Olmak nedir diye sorsam şimdi yüzlerce cevap gelir değil mi? Herkes kendine göre bir şeyler anlatır. Herkesin insan olma kriteri farklıdır. Bu kitapta da Engin Geçtan neredeyse verilebilecek bütün cevapları enine boyuna ele almış..

    Öncelikle İstanbul'dan kalkıp Ankara'ya Engin Geçtan'ın yanına gidip "Hocam  lütfen bizim içinde bir şeyler yazın" diyen arkadaşa teşekkür ediyorum. Bu söylem olmasaydı da bu kitap yine yazılır mıydı veya yazılsa da aynı olur muydu sorularını da hoca önsöz de sormuş kendi kendine. Bu arkadaşın gidip böyle bir şey demesi hocada fitili ateşlemiş ve adeta fışkırırcasına bir çırpıda yazdım diyor kendisi. Ama siz bir çırpıda okuyamıyorsunuz orası ayrı bir mevzu. Bir çırpıda yazdım da dese zaten görüyorsunuz yılların birikimi var bu kitapta. Öyle çok insan irdelenmiş ki....
    Okurken o kadar çok insan aklıma geldi, o kadar çok kişiyi yeniden yaşadım ki zaman zaman bu kadar da olur mu dedim. Ve tabii ki kendinizi de yaşıyorsunuz. Çünkü kendinizi bilmeseniz başkalarını da bilmeniz pek mümkün görünmüyor. Her kelimesi, her cümlesi ayrı bir tespit, ayrı bir anlam ifade ediyor.

    Daha kitabın ilk sayfasıda karşımıza şöyle bir alıntı çıkıyor.

    "İnsan, varolduğu günden bu yana sürekli olarak içinde yaşadığı dünyayı ve evreni tanımaya ve anlamaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur."

    Bu ne yaman çelişki diyorum ben buna. Evet işte insan olmanın özeti de bu sanırım. Çelişkilerle dolu bir varlığız. Ne zaman ne yapacağımız, ne düşüneceğimiz, nasıl davranacağımız belli olmuyor. Şartlara göre hareket eden bir varlık işte. Bu demek değildir ki yanar döner bir varlık, ne olduğu belirsiz yalan dolan manasında değil. Değişim sürecinden bahsediyorum. Her an her saniye değişiyoruz ama farkında değiliz. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, öyle şeylerle karşılaşıp, öyle şeyler görüp işitiyoruz ki, değişmemek mümkün değil. Ancak bu değişim iyi yönde olursa bir anlamı olur. Yoksa zaten sonuç başta yazdıklarıma çıkıyor.

    İşte bu yaşanılan süreçlerin neden böyle olduğuna, nereden geldiğine, nasıl devam ettiğine, ilişkilerde sorunların tartışmaların nerelere dayandığına bir bir açıklık getiriyor. Tabii ki ilk olarak da konu Anne-Baba ve Çocuk ekseninde yoğunlaşıyor. Çünkü olan, olabilecek olumlu olumsuz tüm durumların temeli aile yaşantısına dayanmakta. Sevgi ortamında büyüyen bir çocukla, tam tersi bir ortamda baskıcı bir aile ile beraber büyüyen bir çocuğun aynı olması beklenemez zaten. Burada diyeceksiniz ki kimse aynı değil zaten. Evet iyi de burada anlatılmak istenen zaten başka.

    Biraz etrafımıza bakalım isterseniz. Bazı insanları mesela çok mutlu olarak görüyoruz değil mi? Hayatları yolunda, düzenleri yerinde, mutlu, yaşamaktan zevk alan vs. vs. öyle algılıyoruz. Bazıları da huzursuz mutsuz, yaşamdan zevk alamayan, evliyse ailesine de eziyet çektiren insanlar vs. Bunların temelinde yatan sebepleri ise kişinin çocuklukta yaşadığı durumlar olarak ele alıyor. Tabii ki tüm açıklamalarıyla birlikte. Annenin babanın tutumu, yaşadığı ortam, bulunduğu çevre, komşuları, arkadaşları, akrabaları vs hepsi birer etken. Öyle basit gibi görünse de ruhsal gelişime çok büyük etkileri olduğunu görüyorsunuz. Ve bu durumlar ileriki yaşantımızda da etki ediyor.
    Ve tabii ki işin ekonomi boyutu da var. Oralara çok fazla girmemiş. Toplumumuzda yaşanan çoğu sorunun temelinde de ekonomik nedenler var. Bu yadsınamaz bir gerçek.

    Sonra birey ve toplum ilişkisini ele almış.
    Bireyin toplumda yer edinebilmesi, daha doğrusu kendi olabilmesi için sağlıklı bireyselleşmesi gerekiyor. Bu sağlıklı bireyselleşme toplumdan kopmadan, kendi doğrularını da yok saymadan yapılabilen bir süreç. Ancak çok da kolay değil. İşte bu yapılırsa gerçekten birey olabiliyor insan. Onun dışında kendini soyutlayıp, tamamen toplumdan kaçmak bir anlam ifade etmiyor. Çünkü yaşadığımız hayat buna izin vermiyor.

    Burada şu alıntıyı eklemem gerekiyor.

    "Kişiliğin bireyleşebilmesi için, insanın kendisine ilişkin gerçekleri olabildiğince bilinçlendirebilmesi gerekir. Ne var ki, birçok insan kendini tanımak için çaba göstermeksizin yaşamına anlam katabilmeyi umar ve beklediklerini bulabilmek için bir mucizenin gerçekleşmesini bekler. Oysa insan, gerçeklerini tanıyabildiği oranda kendisiyle uzlaşır ve çevresine karşı da daha hoşgörülü olur. Bunu başaramayan biri ise hoşlanmadığı ve kabul etmediği bilinçdışı benliğini diğer insanlara yansıtır, onları eleştirir ve kınar. Bunu yaparken, aslında, tanımadığı gerçek benliğini seyretmekte olduğunun farkında değildir."

    Normal kavramını ele almış mesela. Normal davranışlar, normal söylemler vs. Bunlar kime göre neye göre normal bunları bir bir sıralamış. Herkesin kendine göre normal ve anormal değerlendirmesi vardır o yüzden genelleme yaparak bazı şeyleri anlatmaya da karşı olduğunu aldım ben. Zaten anlatımda genelleme ve kesin yargılar yok. Çünkü nasıl bir değişken yapıda olduğunuzu en iyi o biliyor. Kesin yargılar ve genellemelerin canı cehenneme diyorum :)

    Daha sonrasında insan ilişkilerindeki duygu düşünce durumlarını ele alıyor.
    Öfke, korku, düşmanlık, aşk, sevgi, nefret akla gelebilecek her şeyi tek tek incelemiş. İlişkilerdeki sorunların nelerden kaynaklandığı, kimin nasıl davranıp nelere yol açtığı bunları görüyorsunuz. Kadın-Erkek ilişkilerini de son derece çarpıcı boyutlarda derinlemesine ele almış. Gerçekten etkileyiciydi. Kendimi ve hayatımdaki süreçleri ve sonrasındaki sonuçların neden öyle olduğunu bu kitaptan sonra daha iyi anladığımı düşünüyorum. Çoğu sorunuza bu kitapta cevap bulacaksınız eminim.
    Benden bu kadar. Gerisi sizde. Umarım bu kitabı okuyup, iyice özümseyip daha iyi bir insan olma yolunda adımlar atabiliriz. Herkese keyifli okumalar.
  • Aslında biraz düşünürseniz, bir toprak parçasının sahibinin olması tuhaf bir şeydir. Kaç metre derine kadar sahip olabilirsiniz ki? Eğer bir toprak parçasının sahibiyseniz, aşağıya doğru daralıp dünyanın merkezine ulaşıncaya kadar inen kısım sizin mi olur? Yoksa bir toprak parçasına izinsiz girmenin ne demek olduğundan habersiz solucanların yaşadığı kısmın üzerindeki incecik tabakaya mı sahip olabilirsiniz?
  • 450 syf.
    * Dikkat spoiler içerir.

    *Önemli ve güzel bir konu ele alınmış. Dili de akıcı.Mahkemenin sonlanmasına kadar olan bölüme kadar beğendim ancak sonrası beklentimi karşılamadı. Sara ve Brain'in yıllar içinde ihmal ettikleri diğer iki çocuğunu nasıl telafi ettiğini görmek isterdim . Olmaz bu kadarda dedirten şekilde ( çünkü ailenin peşini olumsuz olaylar bırakmıyor bir türlü ) hiç tahmin edilemeyen kişi ölüyor ve o ana kadar yapılan sorgulamalar havada kalıyor. Bir şekilde roman apar topar bitirilmiş hissine kapıldım.

    * Daha en başından beri okurken aklıma gelenler ; Kate'in ailesine eksik bilgi mi veriliyor ? Çünkü kordon kanı ile mevzunun biteceğini sanıyorlar. Yoksa bir çocuğu daha bu yangına atmayı düşünmezlerdi sanırım. İki çocuk sahibi her aile bilir ya da bilmelidir ki birini kurtarayım derken tüm çocuklarını gözden çıkarmaz. O koşullarda ebeveynler sağlıklı düşünemese bile etik kurul neden diğer çocukların psikolojisini yeterince incelemedi ve bu konuda daha gerçekçi bir bilgilendirme yapmadı.( Günümüzde otizmli çocuğu olan ailelere önerilen kardeş iyi geliyor fikri, elbette kardeş iyi geliyor ama zamanlama önemli , diğeri için uygun koşullar yaratılmadığında yaşayan ama kaybedilmiş birden fazla çocuk.) Kronik hastalığı olan ya da engelli kardeşe sahip çocukların yaşadığı zorunlu ihmal malum. Evet bu zorunlu bir durum ama gerekçekler çocukların duygularını yetişkin olduğunda bile değiştirmiyor. Ebeveynler çocuk psikolojisi hakkında daha fazla bilgilendirilmeli hem de her şartta. Keyifli okumalar..
  • 3 kaynağın etkisinde utanca boğulan çocuk savunma mekanizması geliştirir: "1. Aile içi olumsuz etkileşim ve kötü model 2. Temel gereksinimlerin karşılanmayarak terkedilmesi 3. Utanç verici olayların bellekte bir yapı oluşturması.