Ömer Atıcı

Ömer Atıcı
@omeraticii
Hayat küçük şeylerden oluşur, eğer sen seversen büyük olurlar . "Osho"
Öğretmen
Lisans İngiliz Dili ve Edebiyatı
Kahramanmaraş
18 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
KAÇ KEZ DAHA DÜŞEBİLİRİZ CENNETTEN
. Görüntüler dünyasında ötekiler, kişinin kendini seyrettiği aynalara dönüşmüştür. İnsan bir başkasının gözbebeklerine bakmakta ve saçlarını taramaktadır. Ötekiler kendi sesimizin bize geri sektiği duvarlardır artık. Beğenileri ile daha önemli hissedeceğimiz, ilgileri ile daha özel olacağımız, alkışları ile anlam bulacağımız bir yansıtma alanıdırlar. Esasen "bir başkası" yoktur ortada. Ben ve benim yansımalarım kalmıştır. Ötekinden düşüştür bu. Bağ kurmanın, köklenmenin, aidiyetin zorlaştığı bu kaygan zeminde ilişki mefhumu zedelenmiştir. İnsan için öteki, kısa süreli bir uğrak yeridir artık. Noeliberal ihtimaller dünyasında, maksimum fayda aşkına, hep daha iyi bir alışveriş olasılığı bizi beklemektedir. İnsanın konduğu yere yerleşmemesi, sadece kısa süreli ziyaretler ile sınırlı kalarak göçebe yaşaması daha karlıdır. Aşk, bir imkansızlar ülkesidir artık. Göçün ve uçuculuğun olduğu bu hevesler ülkesinde, "Aşk'tan düşüştür bu. Keyif denen şey, kısa süreli doyum anlamıyla sınırlandırılmıştır. Aşk cinselliğe, cinsel haz da kısa süreli fizyolojik uyarılmaya indirgenmiştir. Hazzın o engin kapasitesi, hikâyesiz ve tarihsiz ilişkilerde lime lime olmuş ve güdükleşmiştir. Uğruna bedellerin ödendiği, duygusal tutkallarla sağlamlaşan, belleği olan, beynin farklı bölgelerindeki nöronların orkestrası eşli- ginde yaşanan "tarihli cinsellik" kötürüm kalmıştır. Pornografik bir uyarılmaya sıkışmıştır insan. Erotizmden düşüştür bu. Her şeyin bir eşya haline geldiği ve hoyratça kullanıldığı bu çağda ormana, hayvana ve toprağa da kullanat muamelesi yapar insan. Canlılardan uzaklaşmış, ormana ihanet etmiş, tabiattan kopmuş, binalar arasında ıssız kalmıştır. İlk düştüğü yuvadır oysaki doğa. Kendi çorbasına tükürmüş, kendi bahçesini pisletmiştir. Rahme düşmüş, rahimden düşmüş, doğaya
Sayfa 20 - Tara kitap·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
KAÇ KEZ DAHA DÜŞEBİLİRİZ CENNETTEN
Kimse insanı cennetten kovmaz. O mütemadiyen düşüşe meyillidir. Kendi atlar cennetlerinin içinden. Atlayamıyorsa bozar, bozamıyorsa da cehennemle işbirliği yapar. Cennetleri de bitmez düşüşleri de bu yüzden. Bizzat budur cehennemini yaratan: Her cenneti yitirmeye olan hevesi ve eğilimi. Düşmeyi uçmak, çarpmayı konmak sanır. Ve mütemadiyen düşer. Elindeki yetmez insana. Daha fazlasını arar. Zemini yetmez insana; eli, kolu başka memleketlere uzar. Yuvası, yurdu, aşkı, hazzı yetmez insana. Hep bir yeri terk eder, gözü hep bir başka cennete kayar. Ki baştan sona bir düşüş olmuştur hayat. Hiçlikten rahme, rahimden kucağa, kucaktan mekâna... Hiçlikten doğuma, çocukluktan yetişkinliğe, yaşlılığa, ölüme... Hep bir şeye kavuşur, bir şeyi bırakır, hep bir şeyi arar. Hep bir cenneti yaratır ve bozar. Düşüş içinde düşüştür kaderi. Zaten düşmekte olan bir trenin içindeyken, ilk vagondan son vagona doğru, bir kere de o düşer. Düşüşün karesidir bu. Derisi içine hapsolmuş insan, git gide daha da evsiz his- setmektedir kendisini bu çağda. Dünya, lamekan bir hale gel-dikçe, insan tüm gezegene yayıldığını hissettikçe, genişlemek değil dağılmak ve kaybolmak olmuştur yaşadığı. Tüm mekâna sahip olanın mekânı yoktur, tüm insanlara sahip olanın kimsesi yoktur, tüm aşk ihtimallerine sahip olan insanın sevdası yoktur. "Hep" in "Hiç'e komşuluğudur bu. Bağ kurmanın, köklenmenin, aidiyetin zorlaştığı bu kaygan zeminde ilişki methumu zedelenmiştir. İnsan için öteki, kısa süreli bir uğrak yeridir artık.. Evinin çapı genişlemiştir insanın. Globalleşme ve dijitalleşme ile beraber merkezi de yörüngesi de kaymıştır. Kökleri yerinden oy- namış, dallarının ucu gökyüzüne uzaya uzaya dağılmıştır. Her yerde ve hiçbir yerdedir. Aidiyeti, sahip- liği, bağları zedelenmiştir. "Nereliyim ve neredenim?"
Sayfa 19 - Tara kitap·Kitabı okudu
Kitabin önsözü bile doyumsuz bir felsefe kokteyli
ÖNSÖZ Koridorları önceden çizilmiş bir labirentin içinde "istediği" yöne giden fareler gibiyiz. Eğer A, B, C seçenekleri verili ve sabit ise dilediğimiz şıkkı işaretlemeye "özgürlük" denebilir mi? Yatakları belirli olan nehirler "istedikleri" yöne akmış olurlar mı? Gelenek, kültür, coğrafya... Din, bilim, politika... Aile, okul, çevre... Global sistem... Her biri düşüncemizin etrafına görünmez çemberler çizer. Bilinçli ya da özgür kararlar aldığımızı farz ederiz. Aslında genelde olan, "gerçeklikleri" çoğundan bihaber olduğumuz öncüllerin üzerine oturtmaktır. Öyleyse başkalarının inşa ettiği bir binada, hangi katlardan geçeceği belli bir asansörde, "istediğimiz" tuşa basmanın bir anlamı var mı? 1. değil de 60. kata çıkma "özgürlüğünü" bir kenara bırakarak binadan firar etmek mümkün değil mi? Çoğu zaman yaptığımız, kuzeye giden bir trenin vagonlarında güneye koşup durmaktır. Peki, trenden insek? Ve başka bir güzergâh tayin etsek? Ya da kayığa geçmenin bir yolu var mı? Geçmiş, gelenek, kültür ve çağdan getirdiğimiz düşünsel trenlerin içinde iken başka türlü vasıtaların olabileceğini hayal etmek zor. Düşünsel özgürleşmenin önündeki en büyük engel "zaten özgür olduğumuz" yanılsamasına kapılmak. Dilediğimiz kata çıkar, dilediğimiz vagonda oturur, dilediğimiz yöne akar gibi gözükürken esasında sınırları belli bir alan= hapsolduğumuzu fark etmek zor.
Sayfa 11 - Tara kitap·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Çemberin Dışı / Önsöz'ünden
Hayatın en kritik sorularından biridir: Hangi acıyı tercih edersiniz? Konfor alanının içinde kalmanın bedellerinden kaynaklanan mutsuzluk mu? Gelişim sürecindeki sancının mutsuzluğu mu? Evliliği sürdürmenin mutsuzluğu mu? Ayrılığın mutsuzluğu mu? Alışkanlıkların hayatımızı daraltmasından kaynaklanan mutsuzluk mu? Yeniliklerin kaygısından kaynaklanan mutsuzluk mu? Uzar gider. Ancak her zaman acılardan birini seçmek gerekir. Yanlış acıyı seçtiğimizde "psikopatoloji ya da gelişimsel duraklama" hasıl olur. Her ne kadar seçimlerin her birinde bir acı var gibi gözükse de bunların yapısal ve işlevsel farkları vardır. Örneğin, uçak fobisi olan biri için uçağa binmeye çalışmak acı doludur. Bu nedenle hava yollarından uzak durabilirsiniz. Fakat uçağa binmeden geçirilen bir yaşam da bedellerle (acı) dolu olacaktır. Uçağa binmeye çalışmanın acısı mı? Ömrü uçaksız geçirmenin acısı mı?. Birinci ile ikinci acısının yaşamsal izdüşümleri ve gelişimsel sonuçları birbirinden farklıdır. Psikoterapi, geliştirecek türden bir acıya eşlik ederek duraklatan acıyı giderme işlemidir. Bizler çoğu zaman acıları aleyhimize olacak şekilde takas ederiz. "Yanlış" acıyı seçtiğimizde (çoğu zaman bilinçsizce) sorunlarımız artar. Psikolojik sıkıntılarımız artar. Yaşamdan aldığımız tatmin azalır. Gelişimimiz duraksar. Yanlış mutsuz- lukları seçerek özgürlük, bilinç ve özgünlükten feragat etmiş oluruz. Yalnızca ve yalnızca "sağlıklı acılar" sahici bir mutluluk / doyum / huzur ve anlamlı bir hayat doğurabilir. Acısız mutluluk mu? Bu, insan olmanın tabiatına aykırıdır.Her seçimde bir kayıp, her kazanımda bir bedel vardır. Bilmek ve gelişmek, daha da önemlisi özgün ve özgür bir bilinç olma yolunda ilerlemek istiyorsak, etrafımızı çeviren çemberlerin ötesine uzanmamız gerekir. Kendi zihnimiz hak- kında
Sayfa 11 - Tara kitap·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
FANATİKLER TEPİŞİR ÇİMENLER EZİLİR
Arşivimizdeki eski bilgiler, boşluk tamamlamada dolgu maddesi olarak kullanılır. "Dünya nasıl bir yer?" sorusunun cevabı, "Tehlikeli!" diye kayıtlı ise; yeterli kanıt olmaksızın yolda gördüğümüz karartıları kolayca hırsız sanabiliriz mesela. Öngörülerimiz eski görülerden feyz alır. Ön kabullerimiz, hayatımızı kolaylaştırsa da birçok zaman yanıltır. Yaşamdaki eksik bilgi ve boşlukları önceki öğretilerle telafi etmeye çalış- tıkça gerçeği çarpıtma olasılığımız da artar. Zihnimiz bütün olasılıkları tarayarak, tüm bulguları hesaba katan, objektif sonuçlara erişen adil bir hâkim ya da harika bir bilim insanı değildir. Aksine zihnimiz geçmiş kayıtlar ile uyumlu olanı seçip, olmayanları eleyip, nötr olanı değiştirip, manşeti işine geldiği gibi atan taraflı bir gazeteci gibidir. Zihin kütüphanemizde bir sürü kategori ve klasör vardır. A klasörüne iyi insanları koyarız, B klasörüne kötüleri mesela... Ancak hayat, bu sınırlı klasörlerin mutlak sınırlarına sığmayacak kadar çeşitlidir. Ayrıştırılamayacak kadar iç içedir bazen renkler. Düzenli ve pür tutarlı değildir yaşam. Mutlak sınırlar ile tanımlanamayacak kadar kaos ve zıtlık içerir. Bu harmoniye göre esneyemeyen ve genleşemeyen bir zihin; hem siyah hem beyaz, hem iyi hem kötü özellikleri olan yaşamı kapsayamaz kavrayamaz .Ya öyle ya boyle formülünü kullanır, algısını sınırlar.Hayat ikircikli bilgilerle, ikilemlerle, zıtlıklarla,milyonlarca ara renkle dolu. Siyah ve beyaz diye zihnimizde ikiye bol düğümüz dünya, yaşamın gerçek çeşitliliği karşısında kısır sınırlı kalır. Esasında siyah ve beyaz arasında milyonlarca vardır. renk Esnek ve sağlıklı zihin; eski kütüphanesini güncelleyen, otomatik pilottan çıkabilen, şüphe edip soru soran, kendini çelişkili bilgilere ve aksi kanıtlara açan zihindir. Esnek ve sağ- lıklı zihin; iyi
Sayfa 29 - Tara kitap·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce