Ömer Atıcı

Ömer Atıcı
@omeraticii
Hayat küçük şeylerden oluşur, eğer sen seversen büyük olurlar . "Osho"
Öğretmen
Lisans İngiliz Dili ve Edebiyatı
Kahramanmaraş
18 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
Kader Yazılı mı? Yoksa Biz mi Yazıyoruz Kader mi Çiziyor, Biz mi Oynuyoruz * Kader, insana sunulan potansiyellerin, fırsatların ve sınırlamaların toplamıdır. Ancak kader, değişmez bir yazgı değil; bireyin çevresiyle etkileşiminden ve kendi eylemlerinden şekillenen bir haritadır. Bunu, okyanusta bir sandal içindeki bir adam üzerinden düşünelim. ** Dünya, uçsuz bucaksız bir okyanus gibidir. Bu okyanusta bir sandal içinde yol alan bir adam, yaşamı temsil eder. Okyanusun rüzgârı, dalgaları, gelgitleri ve bilinmez derinlikleri, kişinin yaşamındaki dışsal faktörlerdir. Sandal ise insanın genetik ve çevresel başlangıç paketidir. Adamın elinde hiçbir şey olmadığını varsayalım. Rüzgâr onu istediği yöne sürükler; dalgalar onun yerine karar verir. Ancak bir gün, suda yüzen bir tahta parçası bulur. Bu basit bir odun parçasıdır ama adam onu kürek olarak kullanmayı düşünürse, artık yolculuğunun yönünü belirleyebilir. İşte burada kaderin anlamı netleşir: Kader, yalnızca dışsal faktörlerin insana dayattığı bir yazgı değil; aynı zamanda insanın bu faktörlere karşı gösterdiği iradenin, aklın ve eylemin sonucudur. ** Kader, insana sunulanlarla sınırlıdır ama aynı zamanda bireyin eylemleriyle genişleyen bir olasılıklar alanıdır. Adam, tahtayı kürek olarak kullandığında yalnızca bir yol seçmekle kalmaz; okyanusun bilinmeyen köşelerine de ulaşma şansı elde eder. Bu, yaşamda karşılaşılan her fırsatın, alınan her kararın kader üzerindeki etkisini gösterir. Okyanusun bir köşesinde fırtına patlar. Bu fırtına, adamın sandalını savurur. Bu noktada adamın seçimi önemlidir: Ya sandalına sıkıca tutunup fırtınanın geçmesini bekleyecek ya da suyun üzerine düşen bir başka tahta parçasını sal olarak kullanıp hayatta kalmaya çalışacaktır. Her iki durumda da çevresel faktörler onun kaderini etkiler, ama
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kader Yazılı mı? Yoksa Biz mi Yazıyoruz Kader mi Çiziyor, Biz mi Oynuyoruz youtu.be/OfBrEOABNp4?si=... Kader, bize sunulan potansiyellerin toplamıdır. Tohumun ağaç olma yolculuğunda karşılaştığı her şey, içsel dışsal çevresel tüm faktörler onun başlangıçtaki tüm potansiyel kodlarını nasıl gerçekleştireceğini , potansiyel kodlarinin ne kadarını açığa cikarabilecegini belirler. Tohum ona göre açılım gösterir. Aynı şekilde, insanın kaderi de doğumla birlikte verilen imkanlar ve çevresel etkilerin birleşimiyle yazılır. Ancak unutulmamalıdır ki, kader, yalnızca yazılmış bir hikâye değil, sürekli olarak yeniden yazılan bir şiirdir. Yani kader bizi sınırlayan değil, bizi inşa eden bir kavram olduğunu görebiliriz. Tıpkı ağacın kökleriyle toprağı kucaklaması gibi, insan da kaderini kendi iradesiyle kucaklayabilir ve potansiyelini gerçekleştirebilir. Kader, yalnızca bir sonuca mahkûm eden bir yazgı değil, tüm potansiyellerimizi içinde barındıran bir haritadır. Bu harita, koşullarla şekillenen bir rota çizer ama aynı zamanda bireyin kendini ifade ediş biçimine de alan bırakır. Bir örnekle daha iyi idrak edebiliriz. Bir ağacı düşün, 4 milyar yaşında bir dev. Bir tohum olarak toprağa düştüğünde, sahip olduğu potansiyel henüz görünmezdir. Ancak bu tohum, kendi varoluş hikayesini yazarken, toprağın bileşimi, güneşin sıcaklığı, rüzgârın yönü ve zamanın sunduğu tüm koşullar tarafından şekillendirilir. Ağacın köklerini saldığı toprak, atmosferin değişken yapısı, çevresindeki diğer canlıların etkisi ve her bir doğa olayı, onun bugünkü varlığını biçimlendirmiştir. İşte kader dediğimiz şey, tam da bu başlangıç paketinden doğar. Kader, her bir canlının doğumuyla birlikte sahip olduğu bir başlangıç seti gibidir. Bu set, genetik mirasımızdan, doğduğumuz coğrafyaya,

Ömer Atıcı

, bir kitap okudu
4/10
·264 syf.·
Beğendi
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2024 22:58
·
2024 2. kitabı
Stanislav Grof
8.3/10 · 5 okunma
"Kendinde hayale sığmayacak kadar geniş bir gerçekleştirme gücünün varlığını duyan, ama neyi gerçekleştireceğini bilemeyen bir çağda yaşıyoruz. Çağımız her şeye egemen, ama kendine egemen değil. Kendini kendi bolluğunun içinde yitip gitmiş duyuyor .Her zamankinden fazla olanağın, bilginin, tekniğin bulunmasına karşın, çağdaş dünya, gelmiş geçmiş dünyaların en talihsizi görünüyor."
Sayfa 8·Kitabı okudu
Benlik İlizyonu
"benlik" dediğimiz şey, aslında bir yanılsama. Egomuz, kim olduğumuza dair bir hikaye anlatıyor, ama bu hikaye sadece zihnimizin yarattığı bir yapı. Başka bir deyişle, ortada "sen" dediğin bir şey yok; sadece egonun yarattığı bir benlik illüzyonu var. Bu "diğerleri" dediğimiz insanlar da aslında aynı zihinsel yapıların ürünleri. Senin onlarla çatıştığını düşündüğün şey, aslında sadece kendi zihninle olan savaştan ibaret. Yani savaştığın kişi de, savaştığın kişiler de aslında senin zihninin projeksiyonları. Gerçek anlamda ortada bir "öteki" yok. Bu yüzden de eğer egonun isteklerinden arınırsan, yani kendini bu yanılsamadan çekip alırsan, geriye sadece saf farkındalık, saf varoluş kalır. İşte bu, mistiklerin söylediği "kendiyle savaş" durumu. Diğer herkesin de, her şeyin de, aslında senin zihninin bir parçası olduğunu fark ettiğinde, bütün bu kavramlar çözülür. Sen, onlar, öteki, hepsi bir olur; çünkü hepsi aslında bir. Yani, demek istediğim: Egonun ötesine geçtiğinde, kimsenin fikirleriyle savaşmak zorunda kalmazsın, çünkü ortada savaşacak bir şey kalmaz. Kendi zihnini bir kenara çekip, geriye kalan saf gerçeği gözlemle. İşte o zaman neyin gerçek, neyin illüzyon olduğunu görebilirsin.