Ömer Atıcı

Ömer Atıcı
@omeraticii
Hayat küçük şeylerden oluşur, eğer sen seversen büyük olurlar . "Osho"
Öğretmen
Lisans İngiliz Dili ve Edebiyatı
Kahramanmaraş
18 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
"Kendinde hayale sığmayacak kadar geniş bir gerçekleştirme gücünün varlığını duyan, ama neyi gerçekleştireceğini bilemeyen bir çağda yaşıyoruz. Çağımız her şeye egemen, ama kendine egemen değil. Kendini kendi bolluğunun içinde yitip gitmiş duyuyor .Her zamankinden fazla olanağın, bilginin, tekniğin bulunmasına karşın, çağdaş dünya, gelmiş geçmiş dünyaların en talihsizi görünüyor."
Sayfa 8·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Benlik İlizyonu
"benlik" dediğimiz şey, aslında bir yanılsama. Egomuz, kim olduğumuza dair bir hikaye anlatıyor, ama bu hikaye sadece zihnimizin yarattığı bir yapı. Başka bir deyişle, ortada "sen" dediğin bir şey yok; sadece egonun yarattığı bir benlik illüzyonu var. Bu "diğerleri" dediğimiz insanlar da aslında aynı zihinsel yapıların ürünleri. Senin onlarla çatıştığını düşündüğün şey, aslında sadece kendi zihninle olan savaştan ibaret. Yani savaştığın kişi de, savaştığın kişiler de aslında senin zihninin projeksiyonları. Gerçek anlamda ortada bir "öteki" yok. Bu yüzden de eğer egonun isteklerinden arınırsan, yani kendini bu yanılsamadan çekip alırsan, geriye sadece saf farkındalık, saf varoluş kalır. İşte bu, mistiklerin söylediği "kendiyle savaş" durumu. Diğer herkesin de, her şeyin de, aslında senin zihninin bir parçası olduğunu fark ettiğinde, bütün bu kavramlar çözülür. Sen, onlar, öteki, hepsi bir olur; çünkü hepsi aslında bir. Yani, demek istediğim: Egonun ötesine geçtiğinde, kimsenin fikirleriyle savaşmak zorunda kalmazsın, çünkü ortada savaşacak bir şey kalmaz. Kendi zihnini bir kenara çekip, geriye kalan saf gerçeği gözlemle. İşte o zaman neyin gerçek, neyin illüzyon olduğunu görebilirsin.
Biz aslında Fotografta kamerayi arıyoruz. -Hakikat
Biz aslında Fotografta kamerayi arıyoruz..Gercek olan baktığımız şey değil içinden baktığımız şeydir "Bizler, gözlerimizin önündeki görüntüye sıkı sıkıya tutunarak gerçekliği kavradığımızı sanırız. Ancak unuttuğumuz bir şey var: Baktığımız şey değil, asıl içinden baktığımız, tüm algılarımızı süzen o 'ayna' gerçektir. Bu ayna, zihnin ve ruhun en derin katmanlarına işaret eder. O yüzden uyanış dediğimiz şey, dış dünyaya değil, kendi içimize dönerek başlar. Hakikat ise, bu aynanın ötesinde kalan, görünmez ancak sezilebilen sonsuzluktur. Aydınlanma yoluna giren kişi, gözlerini çevresindeki illüzyonlardan çekip, içsel bakışını bu aynaya çevirir. Bu aynada yansıyan yalnızca suretler değil, zaman ve mekanın ötesine geçen özdür. Ve işte burada, 'kim' olduğunu zanneden kişiden, 'ne' olduğunu hatırlayan bilince geçiş başlar. Gerçek dediğimiz, peşinden koştuğumuz imgeler değil, bu imgelerin arkasındaki mutlak sessizlikte yatar. Sessizlik; tüm seslerin kaynağı, tüm varoluşun ötesindeki saf özdür. Bu yüzden, her şeyin ötesinde, fark ettiğimiz şey şudur: Kendimizi arıyorduk ve hep oradaydık; tıpkı fotoğrafın içindeki kamerayı aradığımız gibi, kendimizi unutarak. Bir gün, bu kameranın, her bakışta ve her anın içinden bakan o varlık olduğunu fark ettiğimizde, tüm yanılsamalar ortadan kalkar. İşte bu, hakikatin mührünün kalbimize vurulduğu andır." Yukarida söylediğim kim' olduğunu zanneden kişiden, 'ne' olduğunu hatırlayan bilince geçiş başlar, derken anlatmaya çalıştığım şeyi biraz daha acicak olursak ; "Bizler, gözlerimizin önündeki görüntüye sıkı sıkıya tutunarak gerçekliği kavradığımızı sanırız. Ancak unuttuğumuz bir şey var: Baktığımız şey değil, asıl içinden baktığımız, tüm algılarımızı süzen o 'ayna' gerçektir. Bu ayna, zihnin ve ruhun en derin katmanlarına işaret eder. O yüzden
Bilinçaltımızı, otomatik pilotta uçan bir uçağa benzer
Bilinçaltının etkisini ve bu etkilerden kurtulmayı otomatik pilotta çalışan bir uçak metaforuyla da açıklayablirz mesela , facede yazmistim daha önce ornegin "Bilinçaltımızı, otomatik pilotta uçan bir uçağa benzetebiliriz. Otomatik pilot, geçmişten gelen verilere ve programlanmış rotalara göre uçağı yönetir. Bu, bir yandan güvenlidir çünkü uçak rotadan çıkmaz; öte yandan, beklenmedik bir durum oluştuğunda veya farklı bir rota izlemek gerektiğinde kısıtlayıcı olabilir. Pilot (bilinçli zihin), uçağın otomatik pilottan çıkıp manuel kontrolle yeni bir rota belirlemesini sağlayabilir. Ancak bunu yapmak, durumu fark etmeyi ve kontrolü ele almayı gerektirir. Eğer pilot farkında olmazsa, uçak otomatik olarak önceden belirlenmiş rotada ilerlemeye devam eder. Bu yüzden, bilinçaltımızdan çıkıp daha özgür seçimler yapmak, otomatik pilotu devre dışı bırakıp uçağın kontrolünü elimize almak gibidir. Farkındalıkla hareket ettiğimizde, yeni ve farklı yolları keşfedebilir, daha bilinçli ve amaca yönelik seçimler yapabiliriz."
Bilinç,Ego,Zihin -Hakikat İdraki
. Neden kendi benliğimi Hakk benliğinde eritemiyorum? simgesi olarak düşünelim. Bu uzay, varoluşun temel zemini, tüm varlıkların kaynağıdır ve her şeyi içine alır. Tıpkı bilincin var olan her şeyi kapsaması gibi, uzay da nesnelerle dolup taşsa bile özünden bir şey kaybetmez; her zaman geniş, sonsuz ve değişmezdir. Zihin, bu geniş uzayın içindeki galaksiler, yıldızlar ve gezegenler gibidir. Bu gök cisimleri, bilincin kendisini çeşitli düşünce, fikir ve algı biçimlerinde yansıttığı hallerdir. Zihin, bilinci bir şekil veya form içine sokarak dış dünyayı algılar. Ancak bu zihinsel varlıklar (yıldızlar, gezegenler) olmadan da uzay, yani bilinç, varlığını sürdürür ve sınırsızdır. Ego, bu zihinsel yapıların kendilerini uzayın merkezi olarak görme eğilimidir. Örneğin, bir gezegen kendini evrenin en önemli varlığı olarak kabul ettiğinde, bu, egonun bilince bir formdayken hakim olmaya çalışmasıdır. Oysa gezegenin, yıldızların ya da galaksilerin varlığı, uzayın sonsuzluğu ve kapsayıcılığı yanında görece küçük ve geçicidir. Dış gerçeklik ise, bu uzayın ve içindeki nesnelerin gözlemlenen halidir. Yani zihin, uzayın içindeki yıldızları, gezegenleri ve onların etkileşimlerini anlamaya çalışarak dış dünyayı algılar. Ancak mistik bir anlayışa göre, bu dış gerçeklik, bilincin algısının bir yansımasıdır; yani zihin dışsal dünyayı yaratarak ona anlam verir. Sonuç olarak, uzay (bilinç) mutlak ve değişmezdir, zihin ve ego ise bu uzayda geçici yansımalar olduğu için, varoluşun gerçek doğası tüm bu geçici formların ötesindeki saf bilincin kendisidir. Yada farkli bi şekilde anlatılabilir; Zihin bir tiyatro sahnesidir .Sahnede, düşünceler ve duygular farklı rolleri oynayan aktörlerdir. Her biri birbiriyle çelişen, zaman zaman kaotik bir performans sergiler. Bu sahnenin anlamı, insan