Biz aslında Fotografta kamerayi arıyoruz..Gercek olan baktığımız şey değil içinden baktığımız şeydir
"Bizler, gözlerimizin önündeki görüntüye sıkı sıkıya tutunarak gerçekliği kavradığımızı sanırız. Ancak unuttuğumuz bir şey var: Baktığımız şey değil, asıl içinden baktığımız, tüm algılarımızı süzen o 'ayna' gerçektir. Bu ayna, zihnin ve ruhun en derin katmanlarına işaret eder. O yüzden uyanış dediğimiz şey, dış dünyaya değil, kendi içimize dönerek başlar. Hakikat ise, bu aynanın ötesinde kalan, görünmez ancak sezilebilen sonsuzluktur.
Aydınlanma yoluna giren kişi, gözlerini çevresindeki illüzyonlardan çekip, içsel bakışını bu aynaya çevirir. Bu aynada yansıyan yalnızca suretler değil, zaman ve mekanın ötesine geçen özdür. Ve işte burada, 'kim' olduğunu zanneden kişiden, 'ne' olduğunu hatırlayan bilince geçiş başlar.
Gerçek dediğimiz, peşinden koştuğumuz imgeler değil, bu imgelerin arkasındaki mutlak sessizlikte yatar. Sessizlik; tüm seslerin kaynağı, tüm varoluşun ötesindeki saf özdür. Bu yüzden, her şeyin ötesinde, fark ettiğimiz şey şudur: Kendimizi arıyorduk ve hep oradaydık; tıpkı fotoğrafın içindeki kamerayı aradığımız gibi, kendimizi unutarak.
Bir gün, bu kameranın, her bakışta ve her anın içinden bakan o varlık olduğunu fark ettiğimizde, tüm yanılsamalar ortadan kalkar. İşte bu, hakikatin mührünün kalbimize vurulduğu andır."
Yukarida söylediğim kim' olduğunu zanneden kişiden, 'ne' olduğunu hatırlayan bilince geçiş başlar, derken anlatmaya çalıştığım şeyi biraz daha acicak olursak ;
"Bizler, gözlerimizin önündeki görüntüye sıkı sıkıya tutunarak gerçekliği kavradığımızı sanırız. Ancak unuttuğumuz bir şey var: Baktığımız şey değil, asıl içinden baktığımız, tüm algılarımızı süzen o 'ayna' gerçektir. Bu ayna, zihnin ve ruhun en derin katmanlarına işaret eder. O yüzden