Teknoloji çağı başladığından bu yana, elimizden kum taneleri gibi kayıp gidiveren zamanlar, dostlar, sevgiler, ilişkiler, bizleri her geçen gün izole etmekte ve yalnız bırakmaktadır.
Bizleri özgür bir varoluşa götüren, ilerlememizin kaynağı, yaşantımızdaki deneyimlerimizdir. İyi veya kötü, mutlu veya acı hepsi de bize, değeri sonradan anlaşılacak, birer inci tanesi bırakıp giderler. Hayatımıza giren insanlar, yaşamımızdan ayrılanlar, edilen sohbetler, küçük anlara sığdırılan mutluluklar, hepsinin de merkezinde insan ilişkisi vardır.
Aslında hepimiz birbirimiz için vazgeçilmezizdir. Değerini kaybedince anladığımız hazinemiz, insan ilişkilerimizdir.
Bizler robot davranışları bırakıp, farkındalıklı bir yaşam sürebildiğimizde, yaşamımızdaki her şey sevginin açılımları olur. Bereket olur, güzellik olur, dostluk olur, barış olur, huzur olur, muhteşem bir dünya olur. Insanoğlunun, sevgiyi gerçek kılmaya ve sevgi olmaya gücü vardır ve özü sevgidir. Yeter ki “kendisi” olsun.
Yüreğimizde yaşamayıp, “kendimiz” olamadığımızda, aslımızdan yani sevgiden uzaklaşırız. Ve asıl doğamızda; bozulma, çözünme ve çürüme yaşarız.
Şu anda dünyadaki bütün ideallerin, ahlâksal sistemlerin, değerlerin ve fiziksel dünyanın çökmesinin nedeni; basitçe "insanoğlunun asıl doğasından, sevgiden uzaklaşmış olmasıdır.