Ömer avşar

Ömer avşar
Eczacı
İSTANBUL
İSTANBUL
24 okur puanı
Ağustos 2024 tarihinde katıldı
Quo vadis, Domine? (Nereye gidiyorsun, Efendim?)
(Aziz Petrus’un Kaçışı ve Dönüşü) Roma, İmparator Neron’un zalim yönetimi altında kan ve ateş içinde yanıyordu. Hristiyanlar, İsa’nın adını anmanın bile ölümle cezalandırıldığı bir dönemde, zulümden kaçmak için şehrin dışına akın ediyorlardı. Aziz Petrus da onlardan biriydi. O, İsa’nın en sadık havarilerinden biriydi ama artık Roma’nın onun için güvenli olmadığına inanıyordu. Karanlık bir gece vakti, Roma’dan çıkıp Appia Yolu boyunca yürüyordu. Ayağının tozu, yüreğindeki tereddütle birleşmişti. Kendisine verilen kutsal görevi terk mi ediyordu? İsa’nın mesajını yaymak için görevlendirilmişti, ancak artık korkuyordu. Zihninde tek bir soru yankılanıyordu: “Bu kaçış doğru mu?” Tam o sırada, ay ışığının aydınlattığı yolda bir figür belirdi. Beyazlar içinde yürüyen bir adam… O kadar parlaktı ki, Petrus’un gözleri kamaştı. Tanıdıktı. Çok tanıdıktı. Titreyerek sordu: — Quo vadis, Domine? (Nereye gidiyorsun, Efendim?) İsa, gözlerinde sonsuz bir huzurla ona baktı ve şöyle yanıtladı: — Roma’ya gidiyorum, yeniden çarmıha gerilmek için. Bu sözler, Petrus’un yüreğini delip geçti. Efendisi onun yerine ölüme gidiyordu. Bu an, Petrus için bir dönüm noktasıydı. Kaçamazdı. Görevinden vazgeçemezdi. Kendi korkularını bir kenara bırakıp Roma’ya dönmeliydi. Ertesi gün, Petrus Roma’ya geri döndü. Kaçtığını görenler şaşkınlık içindeydi, fakat o artık korkmuyordu. Yeniden Hristiyan topluluğunun başına geçti, onları cesaretlendirdi ve İsa’nın mesajını yaymaya devam etti. Ancak Neron’un askerleri çok geçmeden onu yakaladı. Ölüm cezasına çarptırılmıştı. Çarmıha gerilecekti. Fakat o, kendisini Efendisi ile eşit görmediğini söyledi. “Ben O’nun gibi ölmeyi hak etmiyorum. Başımı yukarıya kaldırarak O’nun öldüğü gibi ölemem.” Bu yüzden baş aşağı çarmıha gerildi. Onun için ölüm bir son değil,
Reklam
İnsan her zaman cehennemin içinde doğar; cennetin değil, iyinin değil, kötülüğün içinde. Burayı cennete(iyiye) kendisi çevirir. Dücane Cündioğlu Kutsal metinlerin başlangıcı da bu değil midir? Bütün insanlık hikayesi, Adem ile Havva’nın cennetten kovulmasıyla başlar; yeryüzüne, kötülüğe düşüşüyle.
Sokratesin Yargılanması
Sokrates, ömrü boyunca yasaya muhalefet etti. Ülkeden kaçma imkânı vardı, fakat kaçmadı. Yargılandığı sırada belli bir miktar para ödeyerek serbest kalabilirdi, ancak bu yaptığı şeyin suç olduğunu kabul etmek anlamına geliyordu. O ise suçlu değildi ve bunu kabul etmedi. Ölümü bir ceza veya kötülük olarak görmüyordu. Ona göre ölüm kabul edilmeliydi ve ölümden kaçmak erdemsizlikti. Mahkeme, Sokrates’e hayatı karşılığında bir para teklif etmesini buyurdu. Sokrates, “Canım için 1 gümüş veririm.” dedi. Bu, o dönem için çok küçük bir meblağdı ve adeta mahkeme ile dalga geçmekti. Bu tutumu, yargıçları daha da sinirlendirdi ve Sokrates idama mahkûm edildi.
Rahman sıfatının ne anlama geldiğini bilmezler. Bildikleri, Rahim sıfatıdır. Sadece müminlerin yanında olan bir Tanrı. Merhametli olabilecek bir Tanrıyı hayal edemiyorlar. Tanrı, onların yanında bir put gibi duruyor ve sadece kendi kabilelerini koruyor. Eğer birbirlerine düşerlerse, hiçbirinin Rabbi ötekini cennete koymuyor. Dücane Cündioğlu
"Bir taraftarın adalet duygusu olmaz". "Bir ideolojiye saplanmanın insana ödettiği bedel adalet duygusunu yitirmesidir." Dücane Cündioğlu
Reklam