Ömer avşar

Ömer avşar
Eczacı
İSTANBUL
İSTANBUL
24 okur puanı
Ağustos 2024 tarihinde katıldı
Türk Femme Fatale...
"... viran yalısında tek başına, dudakları kan kırmızısı, iri yeşil gözlerinde kösnüyle karışık bir fırtına, hep yorgun, hep bezgin" Selma ve Gölgesi Peyami Safa 10-12 yıl önce okumuştum bu kitabı. Tekrardan aklıma geldi. Ne enteresan bir hikayeydi. Etrafındaki erkeklerin gizemli bir biçimde öldüğü, yalnız ve bezgin bir kadın… Bunu bilmesine rağmen ona âşık olan iki erkek… 1930’lar İstanbul’unun loş sokakları ve Çubuklu’nun yalnızlığı… Genellikle geceleri dışarı çıkan, gündüzleri malikanesinde, soluk benizli; seri katil mi yoksa vampir mi olduğu belli olmayan bir kadın… Ancak ölümcül derecede çekici (gerçekten ölümcül).
Reklam
Ya Hakikat uğruna ölenler boşa ölmüşlerse ?
Çok yaygın yanlış çıkarımlardan biri de şudur: Bir kimse bize karşı doğru ve içten olduğuna göre, tutunamaz hakikati söylüyordur. Böylece bir çocuk, anne babasının yargılarına; bir Hristiyan da kilisenin kurucusunun iddialarına inanır. Yine aynı nedenle, eski yüzyıllarda insanların mutluluklarından ve yaşamlarından fedakârlık ederek savundukları her şeyin yanılgılardan ibaret olduğunu kabul etmek istemez insan. Belki de bunların hakikatin düzeyleri olduğu söylenir. Ama aslında bir kimse bir şeye içtenlikle inanmış, inancı uğruna savaşmış ve ölmüşse, onu harekete geçirenin aslında sadece bir yanılgı oluşunun büyük bir haksızlık olduğunu düşünürler. Böyle bir süreç, bengi(ebedi) adalete aykırı görünür. Bu yüzden duyarlı insanların yüreği, her zaman kafalarına karşı şu ilkeyi belirler: Ahlaksal eylemlerle entelektüel görüşler arasında kesinlikle zorunlu bir bağ bulunmalıdır. Ne yazık ki durum farklıdır; çünkü bengi adalet yoktur.
Toplumdaki tüm ikili konuşmalarda sorulan tüm sorulara verilen tüm yanıtların dörtte üçü, karşısında­kine birazcık acı çektirmek içindir; birçok insan bu yüzden toplum içine girme gereksinimi duyar: toplum onlara güçlü oldukları duygusunu verir. - Peki, acı çektirmenin hoşlarına gittiğini, başkalarını hiç olmazsa düşüncelerinde inciterek ve küçük kötülüğün tohumlarını onlara saçarak sık sık eğlendiklerini - hem de iyi eğlendik­lerini - itiraf edecek çok sayıda dürüst kişi çıkacak mıdır? Bilirsiniz ki, sırf yapmış olma zevki için kötülük yapmak kadar yaygın bir şey yoktur.
Bedeni ve Bu Dünyayı Aşağılayanlara
Yok olmak istiyor benliğiniz ve bu yüzden bedeni aşağılıyorsunuz siz! Çünkü artık kendinizden öte bir şey yaratacak halde değilsiniz. İşte bu yüzden yaşama ve yeryüzüne öfkeleniyorsunuz şimdi. Haset dolu, bilinçdışı bir kıskançlık var aşağılamanızın şaşı bakışlarında. Ben sizin yolunuzdan yürümüyorum, ey bedeni aşağılayanlar! Siz benim için Üstinsana giden köprü değilsiniz! – Böyle söyledi Zerdüşt.
Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır. Bir adamın "benden başka herkes aldanıyor" demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın? -DANIEL DE FOE-
Reklam