Kaynaklarımızda üç yaşın çok önemli olduğunu görüyoruz: 23, 33 ve 40. 23 fizikî olgunluk yaşıdır. Artık bedenin, biyolojik olarak, nihaî anlamda olgunlaştığı yaştır. 33 aklî olgunluk yaşıdır. Efendimiz'in (s.a.v.) bir beyanına göre de cennetteki yaştır ve bu yaşta akıl olgunluğa erişmiş olur. 40 ise ruhî olgunluk yaşıdır.
Selmân-ı Fârisî'nin (ra), son demlerinde onun ziyaretine giden Medâin'in yeni valisi ve yanındaki adamlar, onu ağlarken buldular. Neden ağladığını sorduklarında o şöyle cevap veriyordu: “Resûlullah (sas) bizden bir ahid aldı. Hiçbirimiz onu koruyamadık. O bize şöyle demişti: “Sizin dünyadaki geçimliliğiniz bir yolcunun azığı kadar olsun! Ama ben şimdi böyle bir halde iken ölüyorum!" Sa'd b. Ebî Vakkas, onun bu sözlerini duyunca evindeki eşyalara şöyle bir baktı; hepsi bir bohçanın içine sığacak kadar olan o eşyalardan korkan Selmân’ın haline gıpta etti.
Zaten o dünyasını sırtında taşıyan adamdı. Zaten onun dünyalığı bir bohçaya girecek kadardı.
Medâin valisi iken bir gün Medâin'i sel basmıştı. Bütün dünyalıkları bir bohçaya sığan o büyük insan bir taşın üzerine çıkmış, eşyalarını kurtarmak için çırpınan insanlara bakarak: “Yükü az olan kurtuldu” demişti.
Hz. Ömer (ra) orada iman eder etmez, tabiatı gereği diyecekti ki: “ Ya Resûlullah! Ne zamana kadar böyle kapalı kapılar ardında imanımızı saklayacağız. Çıkalım Mekke’nin sokaklarına ve haykıralım imanlarımızı! ”
İlk gün ve ilk an iman eder etmez bu heyecan ve bu aşk..
Ne dersiniz kaybettiğimiz şey bu değil mi ?
İman et, ama yat !
Lâ de, ama hiçbir şey değişmesin hayatında...
İllallah de; yine de hiçbir şey oturmasın hayatına, böyle şey olur mu ?
Olmadığını söylüyor Hz. Ömer ve gerçek manada ibadet edenler ...