Yengem bize basit bir İstanbul krokisi çiziyor, gittiğimiz yerleri üstünde işaretleyip gösteriyor, hergün bizi bu krokiden sınava çekiyor. Hem İstanbul'u, hem de İstanbullu olmayı öğretiyor.
Benim miladım, o haziran öğleden sonrası başlar. Annemin bakışlarının değiştiği, babamın dudak kıvrımlarının acayipleştiği, dünyanın tüm elektriğinin, baika bir yer yokmuş gibi yedi diyardan kanatlanıp geldiği ve yüreğimin süngersi bir hal almasını fırsat bilip, irili ufaklı deliklerine dolduğu ve içimi o zamandan bu zamana -ve bu zamandan biliyorum sonsuza- tir tir titrettiği, o dünyanın kahrolası elektriği... Geleceğimin katili, geçmişimin hırsızı. Cüce çocuk masalı. Masalın gerçekndünyada kendine yer bulma olasılığı... Bukduğu yere kurulma kabusu. Kurulduğu yerde kalma dehşeti. Beni sarıp sarmalayıp, dış dünyadan, anne sevgisinden, baba böbüründen, kardeş gururundan koparan, cüceler dünyasına atıp orada yapayalnız bırakan, acınma sosuna bulayıp, bir topaç gibi ortalık yere fırlatan, o cüce kelimesi...