Dertlerin boyumu aştığı, bedenimi viraneye dönderdiği, acizliğimin doruklara sevdalandığı günden yazıyorum sevdiğim. Gönlümün, inim inim inlediği mahzun bir geceden kelam döküyorum yoluna. Başımda dönen sevdanı anlatıyorum, penceremde uğuldayan rüzgâra. Sızım sızım sızlıyoruz ikimizde. Rüzgâr sızladıkça alev alıyor göğüs kafesim. Aşık, aşığın acısına yanmaz mı hiç? Rüzgâr anlatıyor ben dinliyorum, yangınını. Anlıyorum ki rüzgâr da âşıklardan. Aleve dokununca harladığından aşikâr değil mi? Rüzgârın dokunduğu aleve söner gözüyle bakamazsın, mühür gözlüm. Aşkın alevi gibi ateşi büyütür, yakar kavurur..Neden rüzgârdan konuşup duruyorsun diyenler varsa, o da inliyor; sızlıyor benim gibi. İnlemese duyabilir miydik sesini? Kimi inler sesini duyarsın, kimi tüter yangının dumanını görürsün. Her gün ayrı tütüyorum. Her gün artan yangının büyümesini diliyorum Hâkk’tan. Seni sevmek istemiyorum artık. Sevmiyorum da.. Cümlenin anlamı yitirdiği zamanda, kilişe sevmek istemiyorum. Benliğimden bir parça kalmayacak şekilde cayır cayır aşk ateşine düşüp, ahbâbım olan rüzgâra harlatmak istiyorum aşk ataşını. Günümüz sevdalarına selâlar verilirken,aşkından benliği ölen kadına dönüşüp selâm verilsin istiyorum. Ölmeden ölmek istiyorum aşk için ve öldüğüme inanıyorum. Bedenlerin arzusuna inat, ruhum titretsin istiyorum şu aciz kemik yığınını. Dolu dolu doldurayım aşkla ruhumu. Bayramda cepleri dolunca sevinen çocuklar gibi aşkı bulup sevineyim istiyorum. ”Çocuklar gibi sevineyim”istiyorum dediğime takıldıysan söyleyeyim gül benizlim; çocuklar sevincinde ruhtan sevinir, nefisten bihaberdir..Ben de bihaber olmak istiyorum.Nefis çıksın şu aradan,dolu dizgin çağlayarak akayım gönül denizine..Mal mülk istemiyorum,şân şöhret istemiyorum.Şu aşk aşk diye şakıyan bülbülün bulduğu aşkı bir de ben