Bugün sana yazıyorum aşk. Hani şu dillerde dolaşıpta edebiyatı yapılan, kendini öldürüp külünden doğduran, her sevdalının gönlünü virane eden, sana yazıyorum. Şairlerin dediği gibi gizli nesne atfedilmişsin.Bir güzeli yâr eyleyip, halden hâle düşürürmüşsün sevdalıları. Dal arayan kuşları,balıklara sevdalayıp, gün boyu feryat figan çığlıklarla uçurtan senmişsin. Sorarım şimdi sana! Geceyi gündüze, ayı güneşe, gökyüzünü denizlere, dağları gurbete tütsüleyip adını veren sen değil misin? Aç oturduğum sofradan, bir lokma sunmadan tok kaldıran, her kadında onun güzelliğini bulduran, sevdirdiğini canının içine koyduran sen değil misin?Kavuşmaya düşman olan, kavuşunca da yok olan ve ayak oyunları yapan, sen değil misin? Sonra her şeyi kenara attırıp kendini aratmaya neden bu kadar meyillisin? Az rüzgar esse şu kurban olduğum yarimin kokusu gelse diye dua ettirip, milletin gözüne bizleri deli divane gösteren, sen değil misin? Madem bu kadar soru sorarak şikayet edersin, neden çekip gitmezsin, dersen; kulağıma okunan adım gibi bana aitsin artık. Sensiz hangi duygunun anlamı var, hangi hisler sensiz işe yarar. Seni ilk duyduğumda, aşk yakar sözüne inanırdım. Tanıdığımda ise aşkın odunu, insandır. Diri diri yakıyor, nereden uğradık bu merete demiştim. Şimdilerde tek bildiğim aşkın kendisi olduğum. Meğer aşk için gelmişiz bu dünyaya. Ey anlamları, hisleri, duyguları türlü türlü önüme çıkaran aşk! Meğer sen nefsimin heves diye giydirip kuşandırdığı, zamane aşkı değilmişsin. Sen; tarifi, lezzeti kişinin huyuna göre değişen bir nesneymişsin. Sen artık sokakta karşılaştığım insanla konuştuktan sonra hoşçakal yerine kullandığım en güzel cümlesin. ”Aşk olsun".