Bir bitiş ve bir başlangıç
Okunan bu selalar. Bana verilen ömür bitiyor ve arkamdan yükselecek olan ses yine bu.
Bir ömür sevmeye olsun niyetiniz kullanmak için gitmeyin.
"Eskiden insanlar sevilir, eşyalar ise kullanılırdı. Gün geldi eşyalar sevilir, insanlar kullanılır oldu!"
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Funda'dan... Annesinin aşuresini, benimle kim paylaşır...
Aşure: Kazanda Kaynayan Hayat, Ömrün Karışımı ​Hayat, tek bir tatta donup kalmayacak kadar geniş; tek bir duyguyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir mutfaktır. Bugün ocaklarda kaynayan aşure, aslında her birimizin hikayesidir. Bakır bir kazanın içinde dönüp duran o muazzam döngü, ömrün ta kendisidir. ​Gelin, o kazanın kapağını aralayalım ve ömrümüzü bir de aşurenin gözünden okuyalım: ​Buğday, hayatın asıl gövdesidir. Sabırdır, emektir. Önce suda bekler, sonra ateşte pişer. Tıpkı insan gibi; hamlığını atmak için kaynar sulardan geçmek zorundadır. O olmadan ne kazanın kıvamı tutar ne de ömrün. ​Nohut ve fasulye, hayatın o sert, köşeli ve hazmetmesi zor günleridir. İlk bakışta bir tatlıya yakışmayacak kadar yabancı dururlar. Ama biliriz ki, hayat sadece incirin, kayısının tatlılığından ibaret değildir. Acıyı, hüznü ve o sert imtihanları da heybemize eklemeden "tamamlandım" diyemez insan. Onlar kazana girer ki, lezzet sadece dilde kalmasın, ruha işlesin. ​İncir, kayısı, üzüm... Hayatın o içimizi ısıtan, yüzümüzü güldüren tesellileridir. En daraldığımız anda karşımıza çıkan bir dost eli, beklenmedik bir tebessümdür. Sertliği yumuşatır, acıyı hafifletirler. ​Ve nar taneleri ile ceviz... Ömrün nihayetinde kazandığımız o son dokunuşlar, yani tecrübelerdir. Hayatın üstüne serpilen birer süstür ama her biri asıl karakteri verir. ​Kaderimiz, bir aşure kazanı gibi kaynar durur zamanın ocağında. İçine düşen hiçbir şey zayi olmaz; her acı bir kıvam, her tatlı bir nefes, her sertlik bir duruş katar ruha. Önemli olan içindeki malzemelerin tek tek ne olduğu değil, hepsinin aynı potada eriyip tek bir kâsede 'bütün' olabilmesidir. ​Bizler de hayatın içinden geçiyoruz; bazen fasulye kadar sert, bazen incir kadar narin, bazen de nar taneleri kadar parça pinçik... Ama günün sonunda,
HK
Mümin kişinin sermayesi ne? Sermaye denince aklımıza ne geliyor? Kapital mi? Kapital nedir para mı? İşin merkezine ne koyacağız? Bir mümin İşin başına neyi koyar Süreci neye bağlı olarak yürütür Nihayetinde neyi hedefler Komunizme karşı kapitalizmi halka çıkış kapısı kılan akıl aradaki çatışma ile ne kazanım sağlıyor? Vahyin Kuranındaki islam oluş din adı altınaki matbuatlarda anlatılmıyor ve bu da mevcut sömürü düzenine zemin sağlıyor diyoruz Peki Vahyin Kuranındaki islam oluş ile dini matbuatlar arasında ne gbi farklar var ki bu mevcut sömürü düzenine hizmet eder oluyor? Sayılacak çok şey var da Müminin sermayesi ne? Sorusuna mukabil Bir konuyu işlemeye çalışalım Mevcut dini matbuat ahiret kavramını ölümden sonrası olarak işliyor ve dünya hayatı kavramını tek boyutlu bir gerçeklik olarak kullanıyor Bu vahyin kuranındaki gerçekliğe kesinlikle uymuyor ve işin esasında vahyin kuranındaki gerçekliği örtüyor Dünya hayatı Darul ahirah
1000Kitap
Sular hep aktı geçti, Kurudu vakti geçti. Nice han, nice sultan, Tahtı bıraktı geçti. Dünya bir penceredir, Her gelen baktı geçti... -Yunus Emre
Eski Bir Şarkıdan
Sonra diyorsun ki, Ömür boyu sıkılmam Senle yalnız olsam, Olmasa insanlar Fakat sakın unutma ki, O gemiyi yapanlar Ona dümen takanlar, Ve de yola koyanlar İnsanlar..