İki topluluk da Horasan üzerinden, Maveraünnehir'den gelir. Bunlar, Kafkasya'nın otokton halkları değiller; iki millet de Oğuz'dur. Oğuz taifesinin bu topraklarda görülmesi 10. asır civarındadır. Aynı kökten geliyoruz tabii ki, keza aynı dili konuşuyoruz.
Sahip olduğu mirası tutamayan ve tartamayan bir toplumun medeni kimliğini, medeni kişiliğini, medeni zenginliğini ispat edip ortaya koyması fevkalade zordur.
Miryokefalon Zaferi’den sonra Kılıçarslan‘ı tebrik için gelenler arasında ruhani reisler var. Ermeni Patriği de aralarında… Patrik, Sultan’a, “Muzaffersiniz, Tanrı mübarek etsin” diyor. Sultan da, “Dualarınız sayesinde” diye cevap veriyor. Anadolu Hıristiyanlarıyla da bir simbiosis söz konusu, yerli unsurla kaynaşılıyor. Olay, bir Müslüman komutanın, Roma ismine yakışır şekilde diğer unsurlara kucak açmasındadır.
Tarih, coğrafya ve filoloji de el ele yürütülmeli… Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni kurmayı akıl eden Mustafa Kemal Atatürk, ilim adamı değil, bir mareşaldir ama dehasıyla bu ihtiyacı hissetmiştir. Ancak maalesef Atatürk’ün arkadaşları ve milletin çocukları bu yapılanmayı gereğince anlayamadı ve aynı hızda sürdüremediler.