Bizler aynı zamanda direndiğimiz dönüşümler ve aslında bizi cezbeden
dönüşümler (kaçındığımız dönüşüm deneyimlerinden oluşan repertuarlarımız
)bize kendimiz hakkında bir şeyler söyleyecektir.Kendimizi tanımlarken,kendimizi dönüştürülemez olduğunu düşündüğümüz unsurlarla mı yoksa dönüştürülebilir unsurlarla mı tanımlamayı tercih ettiğimiz hiçbir zaman net değildir;tözcülük değişmez olandan yanadır pragmatizm sözde değiştirilemez olanı tiranlık veya provokasyon olarak kabul eder .
Travmanın habis, dramatik kişisel dönüşümüne karşılık gelen iyi huylu,dramatik kişisel dönüşümün gerçekliği ve değeri hakkında hakim bir şüphecilik bulunmaktadır; aydınlanma anları şüphe nesnesi haline gelmiştir. Sanki hayatlar birdenbire ve ürkütücü bir şekilde iyiye doğru değişemez; ama birdenbire ve şok edici bir şekilde bazen geri dönülmez biçimde daha kötüye doğru değişebilirmiş gibi bir düşünce hakimdir.
Dönüşümün, kendi kendimizi tedavi edebilmemizi sağladığı dayanılmaz çatışma neydi? Ve görünüşte açıklığa kavuşturularak basitleştirilmesi gereken zihnin karmaşıklığı - düşünceli duygunun aşırılığı- tam olarak neydi? Bence, onları öldür ya da dönüştür anlayışı söz konusudur.En çok nefret ettiğimiz insanları değil;içimizde en dayanılmaz çatışmayı başlatan insanları dönüştürmek istiyoruz. Görünüşe göre en dayanılmaz çatışmalarımızı çözebilecek insanlar tarafından dönüştürülmek istiyoruz.
Dürüstü iknanın neyi gerektirebileceğini düşünmemiz gerekir.Bence psikanaliz en iyi şekilde bir tür dürüst ikna olarak tanımlanır.Ya da en azından olmayı arzuladığı şey budur.