Tarih kitapları genellikle savaşları ve felaketleri uzak, toplumsal bir bakış açısıyla, olaylar zinciri ve neden-sonuç ilişkisi içinde sunar. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı'nda ABD'nin Japonya'ya atom bombası attığını ve bunun savaşın seyrini değiştirerek bitişini hızlandırdığını biliriz. Ancak bu atom bombasının yarattığı trajediden ve on binlerce insanın kişisel hikayelerinden haberdar olmayız. Andrés Neuman'ın Kırılma romanı ise tam da bu noktaya odaklanarak, felaketin ardında kalan insanların hayatlarına nasıl devam ettiğinin derinlikli bir portresini çizer.
Roman, Watanabe'nin kişisel hayatı üzerinden ilerleyerek, Japon toplumunun hesabı sorulamayan veya sorulması büyük cesaret isteyen bir felaketle nasıl yüz yüze kaldığını gözler önüne seriyor. Bu süreçte, acının toplumsal hafızada nasıl yer ettiğini ve ülkenin bunu dünya barışı için bir dönüm noktası gibi algılama çabasını, büyük bir fedakarlık örneği olarak algıladığını net bir şekilde görüyoruz. Kitapta sadece atom bombası değil, birçok felaket ve toplumsal olaydan bahsediliyor. Bu olayların kolektif hafızadaki yeri ve ardından bireysel olarak insanların hayatını ne derece değiştirdiği çarpıcı bir şekilde ortaya konuluyor.
Nitekim, Watanabe'nin yersiz ve yurtsuz, ordan oraya gidişleri, kalıcı bağlar kuramaması ve ülkesinin bu acıyla yüzleşememesi gibi kendi içinde bu acının yükünü daima taşıması, onun kişisel trajedisini görünür kılıyor. Atom bombasından sonra ülkesini terk eden Watanabe, belki de bu yüzden kitabın sonunda Fukuşima felaketinden sonra yaşadıkları yeri terk etmeyip orada kalan insanların hayatını görmek ve onlarla konuşmak istemiştir. Bu durum, onun içindeki yükü bir nebze olsun hafifletme ve sağaltma imkanı bulma umudunu taşıdığını gösterir. Kırılma, tarihi olayların birey üzerindeki yıkıcı