Avusturyalı dil filozofu Ludwig Wittgenstein "Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır," demiş. Yeni bir dil, gerçeklik algınızı zenginleştirir. Daha önce fark etmediğiniz durumları ve duyguları görmenizi sağlar. Papua Yeni Gine dilindeki çevirisi mümkün olmayan awumbuk sözcüğünü öğrendiğimden beri kendi iç dünyamı daha iyi anlatabiliyorum. Bu sözcük yatılı kalmış misafirlerin evden ayrılmasının ardından geride kalan isteksizlik deneyimi anlamına geliyormuş.
İnsan zihni tembellikten dolayı dünyayı siyah beyaz algılar. Bu şekilde kendimize net bir resim çizmiş oluruz. Ancak gerçeklik düşündüğümüzden çok daha renklidir ve bizim esnekliğimizi hak eder. Tam da bu yüzden filozoflar yüzyıllardır düşüncelerimizi daha renkli kılmak için boya tüpleri dağıtırlar. Fırçanızı sadece siyah ve beyaz boyaya batırmak yerine, filozoflar palet üzerinde daha esnek hareketler yapmanızı teşvik eder. Bunu standart düşünce tarzınız haline getirmek için epey pratik yapmanız gerekir. Ancak bu çabaya girmek için birçok neden var. Bu şekilde olumsuz düşünce kalıplarına takılıp kalma olasılığınız azalır. Farklı düşünenleri daha iyi anlarsınız. Olaylara farklı bir açıdan bakmayı öğrenirsiniz. Sizi daha yaratıcı ve çevik kılar, ayrıca çıkmaza giren tartışmalarda daha kolay çözüm bulursunuz.