• ” Beni hapiste vurdular ölmedim. Hastalandım bi ciğerimi orda bıraktım gene ölmedim, çok dövdüler beni kan kustum ama ölmedim, yaşadım, seni bir kez daha görebilmek için yaşadım. Şimdi bana dediler ki; kimse sesini duyamıyormuş. Susmuşsun. Benimle de konuşmayacak mısın keje. Sesini duyamayacak mıyım..?”
  • Ah o tenha deneyimhanede
    Zamanın ipini çeke çeke
    Hem yazdım hem eskittim o şiiri Aşklar ki gördüler, oysa kördüler, neyi
    Binbir eza ve cefanın şehri
    Orda dil büyüdü, zaman karardı
    Çoğalan kanserli bir yurt iklimi Ben kendimi taşladım kendi tavafımda
    Yüzümün derisini yüzdüm
    Gördüğüm bir kördüğüm ve yalnız zamanın etrafında
    Dolandı şu yüzüm Ey kendini daha da derine iten kök
    Farkında mısın sanki sözüm sana
  • "Orda mısın?" dedi, daha fazla yaralamaktan vazgeçerek.
    "Hep burdaydım, bi yere gitmedim ki!" dedim. İyi laf!
  • Ao! Hâlâ orda mısın sen bıraktığım yerde?
    Gözlerime inanamıyorum Allah'ım gerçek mi bu? 😂
  • 685 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Huhuu! :) Tayfun,orda mısın? :)Altın kapılarımız kan oldu Tayfuuuun! :) Nerdesin? Tayfun'un beynine oksijen gitmediği için beyin ölümü gerçekleşmiş sanırım.O zaman olmayan beynine el Fatiha.Neyse,kulpu kırık çaydanlığı boşverelim.Yaşayan en büyük iki şairden biri saydığım Sezai Karakoç'un incelemesine onun cenabet adını karıştırmayayım :) hahahahah :)

    İncelememe dönecek olursam;lisedeki edebiyat öğretmenimin,bana edebiyatı ve şiiri sevdiren insanın, ona yönelik tespitlerini aktarayım."Sezai Karakoç büyük şair.O kadar büyük bir şair ki,şiirlerinde metinler arası geçiş vardır fakat bunu fark edemezsin.İmgelerle yüklüdür.O da;Nazım nasıl Mayakovski'den etkilenmişse,Tezer'in Pavese'si varsa,Nilgün'ün Plath'i varsa o da birçok şairden etkilenmiştir.Ama okuduğunda özgün imgelerle yüklü sanırsın"demişti.Ben bu kadar imgelerle yüklü ve sözü yormadan şiir yazan şair görmedim.İbrahim Tenekeci'nin neden İsmet Özel ve Sezai Karakoç'tan etkilendiği besbelli.

    Kitabı araştırdığımda birçok şiir kitabından alıntılarla dolu olduğunu ve kitapların kronolojik sırayla şiirlerinden hazırlandığını öğrendim.Coktan bitirdi ve akıcıydı fakat kitabın arasında 6 kitap bitince uzadı :)

    Okuyun değerli kitap dostları.Şiiri sevdirir bu kitap.
  • SAKURANIN ÇOCUĞU
    “Sayın seyirciler, haber bültenimizi bir son dakika haberi ile kesiyoruz. Aldığımız verilere göre şu an Kyoto ağır bir bombardıman altında. Çin ile gerginleşen ilişkiler sonucu, Çin, Japonya'ya savaş açtığını duyurduğu saniyelerde, Kyoto bombalanmaya başladı. Yetkililerden son dur... il... ilgi... açıkla... be...”

    Dıııttt.
    Yayın burada kesiliyordu. CHR şirketi yönetim kurulu toplantısında, Hashirama Nara başkanlığında, 750 yıl öncesine ait ellerinde kalmış tek veriyi inceliyorlardı. 2019 yılındaki savaşta Japonya ağır bir yenilgiye uğramış, Hiroşima ve Nagazaki felaketinden sonra Japonya bu kez Kyoto’da daha ağır bir durumla karşı karşıya kalmıştı. Çin savaşta Japon devlet arşivlerini yok ederek, Japonların 2019 ve öncesine ait tüm tarihini silmişti.

    CHR şirketi, Kyoto’nun bulunduğu yere kurulmuş şirketlerden biriydi. Hashirama Nara uzun yıllardır çalışılan geçmişe ışınlanma ile ilgili çalışmaları tüm ülkede bilinen bir yöneticiydi. Çalışmalarını 2500'lü yıllarda keşfedilen, içinde bulunulan zamanda ışınlama üzerine geliştirip, geçmişe ışınlanmanın mümkün olabileceğini kanıtlamış ve son aşamaya gelmişti. Gidilecek zaman ve gidecek kişiye son toplantıda karar verdikten sonra artık uygulama aşamasına geçeceklerdi.

    Hashirama Nara bulduğu videoyu izlettikten sonra, “Gideceğimiz zamanın 2019 yılı bombalamadan bir hafta öncesi olmasını istiyorum. Eğer karar birliğine varabilirsek, atalarımızın savaştan bir hafta önce Kyota'da neler yaptıklarını bilmek ve onların yaşantılarına şahitlik etmek, her birimiz için paha biçilemeyecek derecede kıymetli olacaktır.” dedi.
    O sırada toplantıda bulunanlardan programlama görevlisi olan Minato Hideki, bu öneriyi desteklediğini açıkladı ve gerekli tüm işlemlerin hazır olduğundan emin olduğunu söyledi. Hashirama Nara'nın kızı Yume söz alarak “ Zaman, her birimiz için önemli olsa da göndereceğimiz kişi için büyük riskler taşır. Eğer onun geri ışınlanmasını yaparken en ufak hatamız olursa o kişi savaşta hayatını kaybedebilir. Bu yüzden bir hafta öncesi değil, ya daha önce ya da daha sonra olan bir tarih olmasını öneriyorum.” dedi. Bunun üzerine Hashirama Nara, “ Uzun zaman bu riskleri düşündüm ve şöyle bir çözüme ulaştım; oraya gönderilecek kişi ben olacağım. Eğer riski kendi üzerime alırsam bu deneme sadece benim için sorun teşkil eder, bense bunu kabul ediyorum.” dedi. Toplantıda bulunan herkes gözlerini dikmiş ona bakıyordu. Yume gözlerini babasından ayıramıyordu, içindeki endişe bu kez daha çok artmıştı. Ama karar onaylanıp babasının gitmesi kesinleşince sesini çıkaramadı.

    Ertesi gün hazırlıklara başlandı. Hashirama Nara ışınlanacağı koltuğa oturdu. Dışarıda Minato Hideki ve Yume konuşuyorlardı. Yume “ Babamın savaş başlamadan dönebilmesinde en büyük sorumluluk sana ait Minato-san. Ne kadar konuştuysam da son güne kadar onu geri getirmememiz konusunda kararlı. Sana güveniyorum, lütfen ona bir şey olmasın.” dedi. Minato, sorumluluğun patrondan sonra onda olmasından gururlu bir şekilde “ Kendinizi üzmeyin Yume-san, bu kendi geliştirdiğimiz ve başarılı olacağımız bir teknoloji olacak. Babanız yıllardır uğraştığı çalışmalarının sonucuna kendi ulaşmak istiyor.” dedi. Yume babasıyla gurur duysa bile endişesinden kurtulamıyordu. Birlikte Hashirama'nın yanına geldiler. Yume babasına gülümsedi ve hazır olup olmadığını sordu. Hashirama kızının gözlerinin içine bakarak “Haydi başlayalım!” dedi.

    Işınlanma başlamıştı. İlk önce uzaya fırlatılacak olan Hashirama, boşlukta solucan deliklerindeki akım sayesinde ışık hızını geçecek, istedikleri yıla ulaştıklarında delikten kurtarılarak Kyoto'ya indirilecekti. Fırlatma tamamlanmıştı. Artık Hashirama'nın istediği yıla gelmeye az kalmıştı. Sonunda delikten kurtarılıp Kyoto'ya iniş başarıyla sağlanmıştı.
    Kyoto... Başkentlerin Başkenti.
    Hashirama gözünü almış ışığın etkisinden yeni yeni kurtuluyordu. Gözleri tam manasıyla ona etrafı gösterdiğinde kendini bambu ormanında buldu. Yeşilin verdiği huzur ile bambularla çevrili yolda yürümeye başladı. İlerleyip ormandan çıkınca yerleşim yerlerine yaklaşmıştı. Daracık sokaklarda ilerlerken, gözleri sokaklarda asılı olan kağıt fenerlere takıldı. Her biri loş ışığı ile sokağa sakinlik veren bir renk katıyordu. Tarih kokan bu yerlerde yürüdükçe üstündeki kıyafetleri ona yabancı gelmeye başlamıştı. Minicik dükkanlardan birine girerek, neler satıldığına baktı. Çeşitli el sanatlarıyla uğraşan utangaç insanları çok sevmişti, sanki ona bir yabancı olduğunu unutturmuşlardı orada. Vaktin ilerlediğini fark edince kendisi için kalacak yer bulmalıydı. Sokakta bazı kişilere sorduktan sonra bir yabancı için en iyi konaklamanın ryokan konukevleri olduğunu söylediler. Birinin yolunun tarifini aldı ve oraya doğru yola koyuldu. Buraya ışınlandığını bilmiyor olsa buraya ait olduğunu düşünecekti.

    Konukevine girerken onu eşsiz bir dantel gibi işlenmiş olan bahçe karşıladı. 2019 yılında bu güzellikte sanatla harmanlanmış bahçe görmek onu şaşırtmıştı. Atalarının o zamanlardan ne kadar zarif ruhlu olduğunu düşündü. Her biri çeşitli desenlerle biçimlendirilmiş ağaçların ve havuzları ile süslenen bahçenin içinden geçip kapıya ulaştı. İçeri girdiğinde sessizliğin içinde sadelik ve huzur dolu bir mekan gördü. Odasına varmadan arka taraftaki kaplıcayı görmek istemişti. Yeşilliğin konukevi etrafında kümelendiği manzarada; kaplıca, sıcak suyun buharı ile mistik bir hava katıyordu ortama. Su sesleri eşliğinde biraz yer yatağında uyuduktan sonra acıktığını fark etti. Ama yanında para yoktu, cebindeki bir miktar altını paraya çevirmesi gerekiyordu. Dışarı çıkıp o daracık sokaklardan tekrar geçerek altını bozduracağı yere ulaştı. Sonra para ile konukevine döndü. Yemeğini orada yiyecekti. Kaiseki yemeği adını verdikleri yemekten büyük zevk almıştı. Kaiseki arka arkaya ufak porsiyonlar halinde gelen lezzet şöleniydi. Bu lezzetlerin yapımını ona anlatan ise yemekte Hashirama’ya eşlik eden küçük bir çocuktu. Annesi aşçı olan bu çocuk garip gördüğü Hashirama’ya ilgi duymuştu. Seyredildiğini fark eden Hashirama, onu yanına çağırınca yemek boyunca sohbet etmişlerdi. Ertesi gün için Hashirama'yı tapınakları gezdirmeye söz veren Kai ayaksız sandalyesinden kalkıp mutfağa döndü.

    Sabah erkenden Kai Hashirama’nın odasına gelmişti. Hazırlanıp yola çıktılar. İnari dağı eteklerine kurulmuş olan Fushimi İnari Tapınağı yemyeşil ormanın içinde turuncu kapılarıyla parlıyordu. Tapınak içinde bulunan tilki heykelleri ise her an canlanacaklarmış gibi duruyordu. Oradan Kinkaku-jin Tapınağına geçtiler. O tapınakta ise altın varaklı süsler ahşap üç katlı binaya renk katıyordu. Asıl süs ise etrafında bulunan yemyeşil bahçesiydi. Hashirama yıllar önce binalarının yerinde bulunan bu doğayı gördükçe derin bir hüzün duyuyordu. Tapınaktan çıkarken etrafını saran tütsü kokusunun ve eşsiz atmosferinin büyüsü adeta onu kapıdan içeri çekiyordu.

    Gün bitip tekrar konukevine dönerlerken Hashirama ve Kai birlikte pirinç tatlılarını afiyetle yiyorlardı.

    Sonraki günlerde Felsefecinin Yolu denilen yerde yürüyüp beraber ormanın sessizliği içinde huzuru ta içlerinde duydular. Çeşitli tapınaklara uğrayıp oradaki turuncu kıyafetli rahiplerin yaptıkları ritüelleri izlediler. Tapınakların birinde Kai ilerdeki taşı göstererek “ O taştan şu ilerdeki taşa kadar gözleri kapalı yürüyen hayatının aşkı ile karşılaşırmış amca. Sende yürümek ister misin?” dedi yüzünde muzip bir gülümsemeyle. Hashirama çocuğu mutlu etmek için bunu denedi fakat gözlerini açınca kendini bir rahibe çarpmak üzereyken buldu.
    Gion bölgesinde Geysha adını verdikleri garip, yüzleri bembeyaz boyalı, ayaklarında tahta terlikli ve üzerlerinde kimono adını verdikleri elbiseler bulanan kadınları gördü. Böylece beş günü çoktan bitmişti Hashirama’nın. Aklında Kai'nin Zen bahçesinde anlattığı şeyler hala yankılanıyordu. Yemyeşil bahçenin içinde yer alan kum, çakıl ve kayalar bulanan alanın mistik anlamlarını Kai çok güzel anlatmıştı. Kai ona “ Hashirama amca, bu çakıllar okyanusu, kayalar Japonya adalarını, taşlar ejdere doğru yüzen anne kaplanla yavrularını ve zihin anlamına gelen karakteri oluşturuyor. Tırmıklanmış beyaz kumlarsa güçlü akan suyu temsil ediyor.” demişti. Hala kulaklarında o beyaz kumları sessizce dinlediğinde gelen su sesi dolaşıyordu.

    Altıncı gün Setsubin Festivaline katıldı. Baharın gelişini simgeleyen festivalde halk evlerin ve tapınakların etrafına baklalar atarak kötülükleri ve hastalıkları kendilerinden uzaklaştırıp, bereketi davet ettiklerine inanıyorlardı. Festivalde tapınaklar rengarenk süslemişlerdi.

    Kyoto'da görebileceği yerleri görmüştü artık. En son Hiroshima ve Nagazaki'de ölenler için yapılan anıtı ziyaret etmek istedi. Oraya vardığında Kai'yi görmek Hashirama'yı şaşırttı. Yanında bir adamla dualar okudular ve çiçek bıraktılar anıta. Kai onu görünce koşarak yanına geldi ve babasıyla Hashirama'yı tanıştırdı. "Biliyor musun amca benim dedemin ismi burada yazıyor." dedi Kai. Hashirama ne diyeceğini bilemedi. O konuşmadan Kai'nin babası anlatmaya başladı " Aslında burada adı yazan benim dedem, Kai'nin büyük dedesi. Hiroshima bombalandığı zaman hayatını kaybedenlerden biri de benim dedemmiş. Babam öyle anlattı. O da kaldığı kimsesizler yurdunda öğrenmiş olanları. Babam o zaman bir yaşındaymış, annesi doğum yaparken ölmüş, babası da bombalamada. O ölmemiş orda olmasına rağmen. Ama orda bulunmaktan dolayı hayatı hastanelerde geçmiş. Radyasyon sonucu hasar gören organları, onun ben 3 yaşına gelene kadar yaşamasına izin vermiş. Kai dedesinin adını her buraya gelip okuduğunda mutlu oluyor, her hafta ziyaret ediyoruz onları." dedi. Kai gülümsüyordu. "Her geldiğimde onlara çiçek getiriyorum, kokularını sevdiklerine eminim." dedi. Sakura ağaçlarının çiçekleri esen rüzgarla birlikte anıta doğru savruluyordu. Hashirama " Eminim çok seviyorlardır Kai." dedi.

    Vakti dolmuştu, bambu ormanına gidip geri dönüşü başlatması gerekiyordu. Onlardan ayrıldı, anıta gidip onlar gibi dua etti ve yola koyuldu. Bambu ormanında bulunan aracı onu bekliyordu. Araca binip geri iletim verilerini bilgisayara işledi. Sinyali alan Minato ve Yume aracı tekrar uzaya fırlatma işlemine başladılar. Hashirama o sırada saatine baktı, haberlerin verildiği saate sadece beş dakikaları kalmıştı. Araç ağır ağır hareket etmeye başlarken gökyüzünde uzakta beliren uçakları görüyordu Hashirama. Anıt bir nokta halindeydi artık. Atmosfer tabakasını geçmek üzereydi ki Kyoto’dan dumanlar yükseliyordu. Gözlerini sımsıkı yuman Hashirama içinde derin bir acı duyuyordu. Elini kolunu nereye koyacağını bilemiyordu. Eline cebindeki bir şey takıldı. Baktığında sakura ağaçlarının mis gibi kokan çiçeğini gördü. Avucunda nazikçe sarmaladı onu. Artık bitmişti. Az sonra onu Yume ve Minato’yla birlikte tüm şirket karşıladı. O ise hiç kimseyle konuşmadan doğruca 2019 yılında ölenler için yapılan anıta gitti. Arıyordu, tek bir isim arıyordu.
    Uzun bir müddet anıttaki isimleri okuduktan sonra görmüştü avucundaki çiçeğin sahibini.
    Kai Nakamura(2007-2019)...