romani gordugumde sci-fi beklememistim. okuduktan sonra da gercekten sci-fi oldugunu soyleyemem, en azindan benim icin one cikan yonu bu degil.
kitap kathy’nin hayatini yad etmesi uzerinden gidiyor ve tum olay da orada bitiyor diyebilirim. kitabi sci-fi’dan ayiran sey, kitabin insanin bos hayatina geriye baktigi hissini cok basarili vermesi. olay orgusu icin okunacak bir kitap oldugunu dusunmuyorum, en azindan bitirdikten sonra kimsenin oyle soyleyecegini sanmiyorum. heyecan unsuru yok, acaba ne olacak diye merak ettirmiyor. ilk sayfalardan itibaren karakter, olan her seyi kendisinin normali olarak anlattigi icin hicbir seyi aciklamadigindan olayi anlamlandirmak icin devam ediyorsun sadece, merak unsuru ancak oradan karsilaniyor.
bir noktada az cok anliyorsun ama ne oldugunu SPOILER (ama cok da onemli mi? bilmiyorum belki oyledir) klonlar, hayatlarinin ne oldugu ve ne olacagi belli. bize aciklanmadigi gibi hicbir sey onlara da aciklanmiyor ama sorguladiklari da soylenemez. biraz fazla tanidik hissettirmeye basliyor bir noktada. ve butun resmi ogrendiklerinde dahi kacma ya da herhangi bir ayaklanma fikri olusmuyor kafalarinda. normalleri bu cunku. yazar da ayni soruyu pek cok kez almis ve verdigi cevap cok hosuma gitti. roportajini internette bulabilirsiniz, dinlemesi de keyifli bir adammis. distopyanin kitap & filmlerde islenen baskaldiri yonundense gercekligine odaklanmak istedigini soylemis. insanlarin daha iyi bir hayat icin protesto etmektense onlara sunulan hayattan en iyiyi elde etmeye calistiklari gercekligi yansitmak istemis. basardigini dusunuyorum.
kullandigi bakis acisina katacak baska bir boyut sunmadigindan; her toplumda illa var olacak, sesini cikaracak kesimi katmamasinda sakinca da gormedim ben acikcasi.
filme gelecek olursak, daha bitirmedim ve