O gün, insanların yalnızca bir ölünün ardından yas tutmadığını, aynı zamanda kendi kayıplarını, yitip giden umutlarını ve gömülen hayallerini de uğurladıklarını gördü.
Peri, babasının da annesi kadar kırılmış olabileceğini, hatta belki de acılarını saklamayı ve görünmez hale getirmeyi daha iyi bildiğini hiç düşünmemişti.
Baba. Sonuçta baba dediğin, içinde büyümek zorunda olduğun ama bir noktada içinden çıkman gereken bir alanı simgeleyen köşe taşı değil midir?
Aynı zamanda üzerinde kafa yorduğun bir sorun, hayatına tekrar tekrar baktığında nasıl olmaması gerektiğini bildiğin bir ayna, bir tür anti-ben değil midir?
Gerçi yalnız olan, aynı zamanda özgürdür de. Sevda yalnızlığının içinde kendi düşüncelerini oluşturmayı ve sadece onları dinlemeyi öğrendi. Kafasının içinde olup biten her şey sadece ona aitti, kimse onları elinden alamazdı.