• Bir cep saatiydi, ama mutlu olduğun zamanı anlıyordu ve o zaman kendiliğinden duruyordu ve o vakit mutluluğun da sonsuza kadar uzuyordu. Mutlu olmadığın vakit saatin akrebiyle yelkovanı telaşla koşarlar ve sen de, aman zaman ne çabuk geçmiş derdin o vakit ve dertlerin de göz açıp kapayıncaya kadar geçerdi. Sonra gece, sen saatin yanıbaşında huzurla uyurken, kendiliğinden zamanın artısını eksisini ayarlardı ihtiyarın bana açılmış elinde sabırla tıkırdayan bu küçük şey ve sabah hiçbir şey olmamış gibi, herkesle birlikte kalkardın.
  • Bu birey olma merakı ve telaşı yüzünden Avrupai zenginlerimiz değil birey, kendileri bile olamadılar.
    Orhan Pamuk
    Sayfa 168 - Yapı Kredi Yayınları
  • 70'li yıllarda Türk toplumunun bekarete bakış açısının yansıtılmaya çalışıldığı, kalemin gereksiz yere kullanıldığı bir eser. Orhan Pamuk realist ve bol sıfatlı cümleleriyle daha işe yarar bir konuyu ele alıp böyle upuzun bir kitap yazsaydı edebiyatseverler için estetik hazzın yanında fayda ve kültür de verebilirdi. Zira kitap toplum normlarına karşı bir eleştiri niteliğinde olsa da hikaye aşk zırvalığına ve gereksiz aldatma olaylarına hortuma kapılan koca bir otobüs misali daldığı için verilmek istenen "tabuları olan bir toplumda bekaret algısı insanların hayatlarını tıpkı para hırsı gibi yönetip onları intihara bile sürükleyebilir. Faydalı bir yaşamı büyük ölçüde engelleyebilir." fikri hikayenin yanında fazla sönük kalmış. 600 sayfaya da sığdırılamaması ve kendinden 12 yaş küçük birine hallenen esas oğlanın sondaki gereksiz çabaları da yazarı gözümden düşürdü tabii ki. Bu arada Orhan Pamuk'un ortaya koyduğu tek yapıcı fikir 'müze' fikri olmuş burada. Mutlaka ziyaret edeceğim.
  • Kemal'in Füsun'a olan aşkı muhteşemdi. Yer yer Füsun'a çok kızdım Kemal'e çok üzüldüm sonunda her ikisi adına sevindim ama beklenen son olmadı. Okurken çok etkilendim harika bir kitaptı. En kısa zamanda müzeye de gideceğim biran önce müzeyi görmek istiyorum
  • ''Peki şairliği neden küçümsüyorsun?''
    ''Çünkü şairlik sessiz bir iş. Şiirle neyi kırıp döker, neyi ele geçirebilirsin ki?..''
  • Fuat da sordu, Şükrü Paşa da: Hayat nedir? Fuat'a bu soru abestir, dedim. Abestir, abestir... İnsan bunu niye sormalı? Kitap okuyanlar sorar, akılları karışanlar sorar! Zeynep Teyze hiç soruyor mu? Yaşıyor. Ben de yaşıyorum.
  • Koca 1000kitap'ta 2 okunması olan, ki birisi ben oluyorum sanırım, bu kitabı çok mu aradım? Nerelerde aradım, nasıl buldum? Durun anlatacağım hepsini.

    Bir gün yine en amaçsız dakikalarımı Instagram'da harcarken, takip ettiğim profillerin birisi bir gönderi yayınlamış. Takip ettiğim kişi bir editör. Kendisini zamanında Ali Lidar'ın bir mentionı sonrasında takibe almıştım. Hayır hiç Ali Lidar okumadım, buna rağmen neden takip ediyorum herhangi bir cevabım da yok. Bu arkadaş bir post atmış, İthaki yerli edebiyattan yakında bir kitap çıkacak, hem yerli hem fantastik çok heyecanlıyım gibi bir şeyler yazmıştı. O ne olaki dedim, açtım Google'da Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil kitabını arattım ilgimi çekince girdim 1000kitap'ta okunacaklara ekledim. Sonra öğrendim ki yazarın Hepsi Hikaye adında bir youtube kanalı varmış, burada edebiyat, yazarlık, yazma üzerine kısa videolar; edebiyat camiasından bir takım kişilerle söyleşiler yayınlıyormuş. Onu da takibe aldım, çok da memnun kaldım iyiki keşfettim. Gerçekten okuma üzerine, yazma üzerine, kurmaca üzerine sıkmadan, bunaltmadan gayet esprili ve doyurucu sohbetler var kanalda.

    İşte benim yukarıda 1000kitap'tan girip, Instagram'a oradan yazara edebiyata kanala dolaştığım bu karmaşık anlatıya (haşaa) yazar postmodern demiş girmiş kitaba.

    Kitabın başında önce kendisi karakter iken, o karaktere Hoca B.diye bir karakter yarattırmış (haşa hocam) bunun üzerinden de bir kurmaca nasıl oluşturulurun denklemini vermiş.(Gerçekten bir denklem de vermiş). Kuralları söylemiş;

    Postmodern metinde;

    Karakter içinde karakter, metin içinde metin, bilmem ne içinde bilmem ne var. Postmodernistler bir şeyin içine ... bir şey koyup buna da üstkurmaca diyorlar.
    Self-reference denilen şey olmalı. Yani metin sürekli metinselliğini belli edecek.
    Sürekli bir belirsizlik, rahatsızlık durumu var.
    Zamanda kırılma olacak, geçmişte miyim, şimdiki zamanda mı gibi..
    Kelimelerle oynanabilir, kelime anlamını kaybedebilir.
    Ne kadar post olursan ol kendinden bir şey katman lazım. Bir yöresel motif örneğin..
    Metinlerarasılık...
    Yazar kitabın içinde bir var bir yok, yazar yazar mı, anlatıcı mı, kahramanın kendisi mi... (Bilge Karasu'ya Gece'den selam olsun.)
    Kendi çağından da örnekler katmalı.
    Okurla karşılıklı etkileşim kurabilmeli.(Bülent Bey bloğuna yönlendirmiş.)

    Oyunun kurallarını sıraladıktan sonra öyle atıyosun tutuyorsun ama göster hele Bülent demiş ve öykülere girmiş.

    Zaman kargaşası kurmuş, bir hikayeden belirsiz zamana, bir Osmanlı'da belirsiz zamana bir şimdiki zamanda anlatıcıya dönmüş. Bir Zweig'ın Satranç öyküsünü tekrar kurmuş. Yerine denk getirmiş kurmacaya Olcric ve Albayım girmiş.

    Yazı Üçlemesi'ndeki üç öykü muhteşemdi. Nokta öyküsü biraz Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'sını da anımsattı, sanırım üstad - nokta/harf - cinayet temaları nedeniyle benzettim. Kebikeç en müthiş kurguydu kitaptaki, Kebikeç ve mecaz anlamdaki kitapkurdu bağlantısı çok çok güzeldi. Bıçak Ustası Kesiği doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım şehirde geçtiği için ayrı bir tebessüm oluşturdu okurken, zira yazar da Bursalı. :)

    Zaman Seyyahı öyküsünde içim burkuldu, bana göre bu öykü sahile vuran Suriyeli bebek için yazılmış.
    #31564911

    Kitap muhtemelen daha önce dergilere yazdığı öykü seçkileri ile bitiyor. Bunlarda bir Şaman olup kopuz çalıyoruz, bir yaz tatilinin ortasında Hogwarts'a kaçmak istiyoruz.

    Bir ilk kitap olarak beklentimin çok üzerindeydi. İşin içinden birisinin kaleminden postmodern öyküler okumak isterseniz, kesinlikle bu kitabı okumalısınız.

    Benim de içime dert olan, Hepsi Hikaye'deki bir söyleşide mevzu bahis ettikleri, kitaba yapılan eleştiri sığ kalıyor; harikaydı, çarpıcıydı, kesinlikle tavsiye ediyorum laflarından öteye geçemiyor sözleri sebebiyle biraz uzun bir incelememsi oldu. Çok daha güzel olabilirdi bu yazı ancak bu yaz yoğunluğunda telefonda yazmaya uğraşırken bu kadar çıktı. Nihayetinde ben de kendi halinde bir okurum, edebiyat eleştirmeni olsaydım siz o zaman görürdünüz ne terimler sallardım burada. =)

    Israrla tavsiye ediyorum.