“Engizisyon zamanlarında toplum, hoşgörüsü olmayan bir Kilise tarafından yönetiliyordu ve bu yüzden bazı eserler yasaktı. Sanatçılar baskı görüyor, yeni düşünceler susturuluyor, kitaplar yakılıyor ve resimler yırtılıyordu. Kitapları taşlara kazıma düşüncesi buradan geldi. Sonuçta Quinta da Regaleira da bu işlevi görüyor. Taşa kazınmış kitap. Bir kitabı yakmak ya da bir tuvali yırtmak kolaydır ama bütün bir binayı yıkmak zordur.
Portekiz’deki İsa Mesih Tarikatı’nın
kökenlerinin dayandığı Tapınak Şövalyeleri’ni ilk kuranlar dokuz tane şövalyeydi. Süleyman, tapınağın mimarı Hiram Usta’nın bulunması için dokuz kişi yolladı. Demeter kızı Persephone’yi bulmak için dokuz gün dolaştı. Zeus’un dokuz gece sevişmesinden dokuz müz doğdu. İnsanın doğması için dokuz ay gerekli. Tek sayıların sonuncusu, sonun ve başlangıcın habercisi, zinciri kapayan sayı, dokuz.”
“İlginç.”
“Kaç katlı bu şey?”
“Dokuz,” dedi Tomás. “Bu sayıyı da şans eseri bulmamışlar. Dokuz
sembolik bir sayıdır. Çoğu Avrupa dilinde yeni’ kelimesiyle benzerlik
gösterir. Portekizce de nove dokuz, novo yeni demektir. İspanyolcada nueve ile nuevo. Fransızcada neuf ve neuve. İngilizcede nine ve new. İtalyancada nove ve nuovo. Almancada neun ve neu.
“Bir höyüğün içindeyiz, ölüm anıtının bir röprodüksiyonu. Burası gruba katılan insanın önceki hayatının ölümünü simgeliyor. Şimdi kuyudan aşağı inerek tekrar doğmamız, kendi içimizeyolculuk yaparak aydınlanmış, kendisini bilmiş insanlar olarak kuyudan çıkmamız gerekli.”