• Cihana hükmeden Osmanlı'nın kurucusu Osman Bey'in gençliğinden itibaren vefatına kadar ki süreci ele alan ve Osmanlı'nın Osmanlı İmparatorluğuna dönüşmesindeki ipuçlarını barındıran harika bir kitap. Tarık Buğra; betimlemeleriyle, kahramanlarını konuşturma şekliyle, kısacası her şeyiyle özgün ve unutulmayacak bir esere imza atmış. Ruhu şad olsun...
  • Çok kıymetli bir tarih kitabıyla daha yolculuğumuzun sonuna geldik.Okuduğum eski baskısı büyük boy 40 sayfa olan bu eserin 21 sayfası giriş bölümü olup bu kısımda Tuğrul Bey döneminden başlayarak Selçukluların Anadolu'ya seferleri özetleniyor.Abbasilerin ve Fatimilerin tarihine adeta bir fragman gibi çok kısaca değinilmiş.Bizansla ilgili 1025-1081 yılları arasındaki gelişmelere değinilmiş.
    21 sayfalık kalan bölümde Kutalmışoğlu Süleyman Şahın Anadoluya gelişinden Ebulkasımın ölümüne kadar geçen sürece yer verilmiş.
    Dikkatimi çeken iki hususta bilinenden farklı rivayetlere yer verilmesi.Birincisi Kutalmışoğlu Süleyman Şahın Anadoluya gelişi hakkındaki rivayet. Bu konuda başka kaynaklarda Melikşah onun başarılı olamayacağını düşünerek kendisinden kurtulmak için Anadolu'ya gönderdi diyenlere nispeten Süleyman Şahın Suriye civarına sefere çıkan ve Atsıza esir düşen kardeşlerini kurtarmak adına yola çıktığından ve sonrasında fetih hareketlerini genişlettiğinden bahsediyor.
    İkinci farklı rivayet ise ölümü hakkında.Genellikle Süleyman Şahın Tutuş karşısında bozguna uğramasından sonra atıyla sudan geçerken düşüp boğulduğu rivayet edilir.Hatta Osman Gazi'nin dedesi Gündüz Alple Kutalmışoğlunun şahsiyetleri birbirine karıştırılmaya başlanmış.İlber Ortaylı da bu konuda Süleyman Şahın atından suya düşerek öldüğü gerçek değil Tutuşun onu esirip onur kırıcı işkenceler yaptığı söyleniyor. Bu yüzden ölüm hadisesini süslemek adına böyle bir rivayet dile getirilmiştir diyordu.Bu esere bakınca Süleyman Şahın Tutuşun davetini kabul etmeyip kendisini hançerleyerek intihar ettiği yada bir okla öldürüldüğü ve Tutuşun cenazesini teşhis ediş edip ağıtlar yaktığına dair rivayetler.Değişmeyen tek şeyse Türkmenlerin karşı tarafa geçerek savaşın sonucunu değiştirmeleri..
    Dikkate değer bulduğum bir ayrıntı ise Süleyman şah ve Artuk Beyin Fatımilerle olan münasebetleri.Dönemin sapkın fikirli devleti olarak Büyük Selçuklu Devletini oldukça uğraştıran Fatımilerden Süleyman Şahın hatip ve kadı talebinde bulunduğundan bahsediliyor.Süleyman Şahla ters düşen Artuk Beyin ise Fatımi halifesine tabi olmak istediğine değinilmiş.
    Son olarak söylemek istediğim Süleyman Şahın Antakyayı fethi üzerine Ermeni halkı koruyup kollaması ve onların da öldürülmeyi beklerken Selçuklunun şefkatiyle karşılaşıp sevinçten havalara uçtuğunu okuyunca işte benim ecdadım diyerek kıvanç duyuyor insan...
  • Türkiye’de açık alana konulan ilk büst Sivas’ın Hafik ilçesindeki Osman Bey büstüdür.
  • Çünkü Osman bey , bütün idrak gücüyle inanmaktadır ki, "Göklerdeki ve yerlerdeki ordular Allah'ındır.".
    Tarık Buğra
    Sayfa 289 - Ötüken Neşriyat
  • Belediye seçimlerinin zamanında mı yapılacağı (Mart 2019) yoksa bu sonbahara yani erkene mi çekileceği necip Türk matbuatını pek ilgilendiriyor. Malzeme. Ekmek parası.
    Ne zaman yapılırsa yapılsın, sonuçları biz şimdiden açıklayalım:
    CHP, "kaleleri" sayılan Edirne, Çanakkale, Tekirdağ gibi yerlerde, herhalde İzmir'de de kazanacak. Ayrıca İstanbul'daki kaleleri Kadıköy, Beşiktaş, Bakırköy'de de. Bu arada Tunceli'yi de unutmayalım.
    Bir ya da iki kırlık beldede de komünistler kazanır, basın hamşoları bayram ederler, "bu deneyi izlemek gerek" falan diye yazılar yazarlar.
    Kılıçdaroğlu "biz kazandık, Ak Parti kaybetti" diyecek.
    Muharrem İnce yeni bir kurultay isteyecek ve başaramayacak.
    Hayat devam edip gidecek...
    Filmi görmüştünüz ama yeniden izleyeceksiniz.
    Ne o, Kemal Sunal filmlerini tekrar tekrar seyretmiyor musunuz? İşte onun gibi bir şey. Bakın bakın gülün.

    ***
    CHP'nin varlık nedeni, fonksiyonu, mesaisi "dikta yönetimi altında uygarlık değişimini gerçekleştirmek" olmuştur. Demokrasiyle yapamazdı.
    Bunu da elhak başardı.
    Sürülen yaldız şimdi artık sapır sapır dökülüyor ama temelde başardı sayılır.
    CHP'nin başka hiçbir esbabı mucibesi yoktur ve olmamıştır.
    "Halkı adam etmeye çalışmış" bir zümre partisidir. Sanayileşme gibi "hayati" bir meseleye aldırmamış, hep "eğitimi" ön planda tutmuştur.
    Yirmili yılların "otoriter" yönetimi otuzlu yıllarda açık "faşizme" dönüşmüş, faşist CHP kodamanları Atatürk'e bile posta koyar hale gelmişlerdi...
    Dünya savaşını Almanya kazansaydı CHP'nin de işleri tıkırında gidecekti...
    CHP'nin işi 1950 yılında bitmiştir.
    O günden bugüne, tam altmış sekiz yıldır CHP "devrimleri korumak ve kollamak" teranesiyle, iktidardan düşmüş bürokrat zümresini yeniden iktidara getirmek için çırpınmaktadır.
    Zaman zaman bu işi doğrudan üstlenen darbecilere hep çanak tutmuş, onları hep kollamış ve desteklemiştir ama bu "iktidara döner gibi olduğu" özel dönemler hep kısa sürmüştür.
    Bir türlü iktidara dönemeyince de yalpalamaya başlamış, Amerikan tarzı sululuklardan (Kasım Gülek) sosyaldemokrasiye (Bülent Ecevit), oradan Alevi hizipçiliğine kadar her yolu denemiş, sağdan sola, soldan sağa her yöne savrulup durmuştur.
    Hiçbir zaman iktidara gelemeyeceğini çok iyi bilen Kılıçdaroğlu "hiç olmazsa eldekini korumaya" çalışınca kötü kişi oldu...
    Aslında Kemal Bey hepsinden daha gerçekçi!
    Bürokrat vesayetini taşralı bir lise öğretmeni mi yeniden kuracak? Güldürmeyin.
    Kolay olsaydı Osman Bölükbaşı başbakan olurdu yahu, o da Haydarpaşa Lisesi'nde matematik öğretmeniydi.
  • Ey Osmancık,
    Beğsin, beğliğini bil, bildiğini unutma,
    Beğsin,
    Bundan sonra öfke bize uysallık sana,
    Güceniklik bize, gönül almak sana,
    Suçlama bizde, katlanmak sende,
    Yanılgı bize, hoşgörü sana,
    Acziyet bize, yardım sana,
    Geçimsizlik, anlaşmazlıklar çatışmalar bize, adalet sana,
    Kötü söz, haksızlık bize, bağışlama sana

    Bölmek bize, bütünleme sana, üşengeçlik bize, gayret sana,
    Uyuşukluk bize, gayret sana...
  • "Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan" Atsız, ateşli ve keskin bir üsluba sahip olması yanında, hususi hayatında sakin, kibar, mülayim, nüktedan ve şakacı idi. Kendisinden kaç yaş kü­çük olursa olsun herkese "Bey" diye hitap ederdi. Vakur davra­nışı ve tevazu içinde yaşayışı ile, dimdik başı ve sağlam karakteri ile Atsız Bey, Türk tarihinin derinliklerinden kopup gelen bir "Türk Beyi" idi.