Puan vermedi·604 syf.··
2026 24. kitabı
600 sayfa olup nasıl bu kadar sürükleyici olabildin be kitap … Bir arkadaşımın önerisi işe başlamıstım yazar ile ilk defa Tekvin de tanıştım . Ama iyi ki de tanışmışım dediğim bi yazar oldu kalemine hayran kaldım . Roman +tarih okuyo gibi hissettim . Polisiye desem değil tarih desem değil . Durup araştırdığım bir çok yer oldu . Osman Hamdi Bey hakkında öyle bilgilere edindim ki şaşkınlıkla ilerledim sürekli . Kitap benim için başlarda kayıp bi taplo hikayesiyken ilerledikçe olay örgüsü çok genişledi . Çook beğendimm çokk
TekvinArif Ergin · Doğan Yayınları · 20182,744 okunma
8/10
·268 syf.·
2026 44. kitabı
İlklerin günahı olmaz diyor, yazarın dırdırını sineye çekebilecek her edebiyatsevere bu tarihi klasiği tavsiye ediyorum. ​Hikaye, İstanbul Boğazı'ndaki Öreke Taşı mevkiinde üç gizemli cesedin bulunması ve ardından Beyoğlu'nda intihar süsü verilmiş şüpheli bir ölümün yaşanmasıyla başlıyor. Dönemin idealist sorgu yargıcı (müstantik) Osman Sabri Bey, bu karmaşık düğümü çözmek ve katilleri bulmak için tehlikeli bir soruşturmanın içine atılıyor. Kurgu tek kelimeyle harika! ​Ancak kitabı değerlendirirken yazıldığı dönemi ve yazarın alametifarikasını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Puanımı kırarak eleştirdiğim ve aynı zamanda hayran kaldığım noktalar kısaca şöyle: ​ Neden Puan Kırdım? ​ Kitap, Sultan II. Abdülhamid döneminde (1884) yayımlanmış. İstihbaratın, jurnalciliğin ve baskının yoğun olduğu bu dönemde böyle bir kitap yazmak gerçekten büyük risk. Yazar da ara ara araya girip padişah güzellemeleri yapıyor. (Gerçi adam ne yapsın, tüm kitaplar padişahın izni olmadan basılmıyor.) ​ Ahmet Mithat tam anlamıyla ağzı çok kalabalık, çok laf yapan bir yazar. Kurgunun en heyecanlı yerinde aniden araya girip okuyucuya ders vermeye kalkması, bitmek bilmeyen toplumsal nasihatleri ve o bildiğimiz "öğretmen" edası insanı gerçekten boğuyor. Bilgi sıkıştırmak için sürekli akışı bozuyor. ​ Konu çok güzel, kurgu mükemmel ama yazar bu gevezeliği yüzünden konuyu sonlara doğru iyice uzatıyor. Polisiye kurgunun o dinamik, merak uyandıran temposu ne yazık ki bu gereksiz uzatmalar yüzünden baltalanıyor ve okuyucuyu biraz sıkmaya başlıyor. ​ Neden Kesinlikle Okumalısınız? ​Tüm bu anlatım kusurlarına, yazarın laf kalabalığına ve sonlardaki tempo düşüşüne rağmen kitap kesinlikle güzel ve okumaya değer. Dönemin İstanbul’unu, eski hukuk sistemini (müstantiklik müessesesini)
Esrâr-ı CinâyâtAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,074 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
5/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 22:42
Normalde yeni çıkan her Osman Balcıgil kitabını keyifle okurum ama bu kitap beni içine çekmedi. Nahit Hanım gibi, Afife Gibi, Suat Derviş gibi hissettirmedi. Sadece Cumhuriyetin ilk yıllardında arka planda yapılan çalışmaların etkisini anlatmakla kaldı. Roman hissini yaşayamadım. Ana karakterlerin aşk hayatının içine daldığı kitapları her zaman daha çok sevdim. Ayrıca çok fazla yazım hatası var. Mesela son sayfalarda Zeki Beyin cenazesine giden Saffet ve Şükrü Beyleri anlatırken Saffet ve Zeki bey diyor. Zeki beyin ölüm haberini vermeye Zeki beyin gittiği yazılmış. Editör kitabı basmadan incelemenin sonlarını kaçırmış. Üzgünüm tavsiye edeceğim kitaplar arasına giremedi.
Devrimciler ve Süs BebekleriOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 202636 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:43
Dün dışarıda daha ılık bir hava vardı. Ağaçların hışırtısı, toprağın kokusu ve börtü böcek arasında bir günü daha geride bırakırken düşündüm. "Sözcükler olmasaydı yaşamım eksik olurdu." Belki de yüreğim zamanın içinde gezinmeyi seviyor. Çünkü yaşam yalnızca bugün yaşananlardan ibaret değil, geçmişle şimdiyi aynı kalpte buluşturan uzun bir yolculuk... Öner Yağcı'nın Kir kitabını büyük bir zevk ve merakla okudum. Yazar, Alevi-Bektaşi kültürünü öyle canlı ve etkileyici anlatılıyor ki, okurken yalnızca bir roman okumuyor, nerdeyse başka bir zamanın içine giriyorum. Örneğin, çiğdem şenliğini ilk kez bu kitap aracılığıyla öğreniyorum. Hıdırellez kutlamalarını anlattığı sırada bir an kendimi o yüzyılda yaşamış gibi duyumsuyorum. Özellikle cem sırasında söylenen deyişler, aşıkların bağlama eşliğinde söyledikleri sözler beni çok etkiliyor. İnsan kimi kez bir ezgiyle ya da sözle yüzyıllar öncesine yolculuk edebiliyor. Kitaptaki cem betimlemeleri yalnızca bir ibadeti değil, aynı zamanda ortak yaşamı, dayanışmayı ve kültürel belleği de anlatıyor. Alevi geleneğinde insanların önce birbirinden rıza alması, ardından kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı olmaksızın herkesin “can” kabul edilmesi bana oldukça anlamlı geliyor. Herkesin eşit görülmesi, birlikte ibadet edilmesi ve 12 hizmetin belirli sorumluluklarla yürütülmesi, güçlü bir toplumsal düzen ve dayanışma duygusu taşıyor. Araplar, Türklerin anayurdu olan Orta Asya’yı işgali sırasında cami ve namazın dışındaki ibadetleri yasakladığı için cem gizli yapılıyor. Kadın erkek bir arada ibadetin Arap kültüründe olmamasından, yaşamın her alanında olduğu gibi ibadette de erkeğin yanında bulunan Türk kadınını kendi değerlerine göre yargılayan, kadını sadece zina aracı olarak düşünen Araplar bu olayı farklı yorumluyor. "Mum söndü" iftirası,
Edebiyat
KirÖner Yağcı · Cumhuriyet Kitapları · 20095 okunma
10/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 17:56
İstanbul'da sisin her şeyi örttüğü bir gün... Sırlarla dolu bir defter... Kayıp bir tablo... İşlenen cinayetler, kurulan tuzaklar, ihanetler, çözülmeyi bekleyen şifreler ... Melek, Osman Hamdi Bey'in eskizlerinden oluşan ve varlığını kimsenin bilmediği bir defter bulur. Bulduğu bu defter, 17 yıl önce öldürülen dedesinin ölümünün basit bir hırsızlık olayı olmadığından şüphelenmesine neden olur. O, dedesinin ölümünü aydınlatmak için en güvendiği kişiden, manevi kardeşi Hakan'dan, yardım ister. Fakat aynı gece Melek ortadan kaybolur. Hakan, kardeş gibi büyüdüğü Melek'in ortadan kaybolmasının ardından hem onu kaçırmaktan hem de 17 yıl önce işlenen cinayetten suçlanır. O saatten sonra polisle arasında bir kovalamaca başlar. Üstelik peşindekiler sadece polis değildir. Dünyayı yöneten gizli güçler de bu defterin, dolayısıyla Hakan'ın peşindedir. Artık hem kendini aklamak hem de kardeş gibi sevdiği Melek'i kurtarmak için şifreleri çözmek zorundadır. Hakan'a araştırmalarında asistanı Ahu ve sanat tarihçisi olan arkadaşı Derya da destek olur. Defterdeki kayıp bir sayfa ise onları Osman Hamdi Bey'in Tekvin(Yaratılış) tablosuna götürür. Bakalım bu ekip tabloyu ve onun gizlediği sırları bulabilecekler mi? Hakan kendini aklamayı ve Melek'i kurtarmayı başarabilecek mi? Sanat, tarih ve bilişimin buluştuğu bu eser bizleri İstanbul sokaklarında hem tarihi bir gezintiye çıkarıyor hem de macera peşinde koşturuyor. Kitap sayesinde Osman Hamdi Bey'in hayatı ve eserleri hakkında da geniş bilgi sahibi oluyoruz. Kitap, ilk sayfalardan itibaren temposunu hiç kaybetmiyor. Yazar bölüm başlarında verdiği harflerle bir şifre oluşturmuş ve bu yöntemle okuyucuyu da bu maceraya ortak etmiş. (Şifreyi bulamayanlar için cevap Kehf Suresi'nde gizli) Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen oldukça
TekvinArif Ergin · İthaki Yayınları · 20252,744 okunma
Puan vermedi·342 syf.··
2026 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 00:00
Esir Şehrin 2. Kitabıdır. Adından da anlaşılacağı üzere Kamil Bey in hapishanede yaşadıkları anlatılıyor. Kitapta aynı zamanda milli mücadele döneminde yaşananlarda iki tarafın düşünceleri de belirtilerek anlatılıyor. Mustafa Kemal den bahsederken Sarı Paşa diye bahsediyorlar. İstanbul daki Zengin ve saray çevresi işgalci devletlerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmakta. Ortada çok paralar dönmekte. Kamil Bey vesilesiyle aydın kesimin yani okumuş, yurt dışı görmüş, kültürlü kesiminden halktan ne kadar uzak olduğunu ve hiç tanımadığını görüyoruz. Belki de yazar Kamil Bey aracılığıyla kendi aydınlığı eleştirmekte. Bu sebeple betimlerini ve düşğncelerini gerçeği çok yansıtmakta. Kastedilen Aydın ne kadar donanımlı olsa da iş başa düşünce iş bulup çalışmaktan memurluk hariç bir meskek yapmaktan aciz. İlk yarısında Kamil Bey yanlışlıkla arkadaşının bulunduğu hapishaneye değil de halkın bulunduğu koğuşa düşüyor. Burda koğuş ağası var Osman Ağa herşeyi o yönetiyor. Zekai Hoca desen iyi görünüp de sinsi sinsi arkadan iş çeviren çıkarcı bi insan. Kamil Bey e psikolojik şiddet uyguluyorlar. Bu bölümde hapishane dilini, insanın cahilliğini, fakirliği, güçsüzlüğü ve batıl inançları görüyoruz. Kamil Bey 7 yıl bunlara nasıl dayanacağını düşünür. Sigarasız kalır sigara çalabileceğini düşünür. Düşündüğü anda bunun yanlış olduğu bilinciyle kıvranır. Parasız kalmıştır çünkü koğuş ağası kumar oynarken Kamil Bey den para alır. Sonra bu paranın üstüne çöker. Yakın arkadaşı olarak gördüğü Zekai hoca da Kamil Bey e destek çıkmaz. Dayanamaz Kamil Bey buna Osman Ağayı osmanlı tokatıyla adam akıllı döver. Böylelikle 1. Kısım biter. Kitabın 2. Kısmında olması gereken koğuştadır. Milli mücadeleyi destekleyen mahkumlar arasındadır. Hem düşğnce olarak hem de bilgi birikimi olarak aynı niteliğe sahip
Esir Şehrin MahpusuKemal Tahir · İthaki Yayınları · 20205,4bin okunma