• Dünyanın fânîliğini, esas hayatın âhiret olduğunu, Rabbine karşı mes’ûliyetlerini, duâyı, tevbeyi, velhâsıl kulluğunu unutan bir insanın kalbi katılaşır. Cenâb-ı Hakk’ın kâinat kitabında sergilediği kevnî âyetlerden ve ilâhî işaretlerden ibret alamaz. Karşılaştığı îlâhî îkaz tecellîlerini, gaflet şaşkınlığı içinde yanlış okumaya başlar.

    Öyle ki; zelzele, fırtına, sel, kuraklık, salgın hastalık vb. musîbetlerle ihtar edildiğinde dahî, sırf dünyevî bir bakış açısıyla “tabiî âfet” deyip geçer, sebepler plânındaki zâhirî îzahlarla kendini avutur. Maddeden mânâya, fizikten metafiziğe, zâhirden bâtına intikâl edemez.

    Bunun neticesinde de saâdeti sefâlet çarşısında arama gafletine dûçâr olur. Her insanın mutlak istikbâli olan ölüm ve ötesine hazırlanmak yerine, ölümden kaçmayı kendisine vazife edinir.

    Hazret-i Mevlânâ, Mesnevî’sinde ibretli bir kıssa nakleder:

    Korku ve telâş içindeki saf bir adam Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm-’a gelir ve:

    “–Bu sabah Azrâil karşıma çıktı, bana hışımla baktı. Anladım ki, benim canımı alacak. Ey kudretli Peygamber! Her şey senin emrinde. Rüzgâra emret, beni buradan tâ Hindistan’a iletsin. O zaman Azrâil belki beni bulamaz!” der.

    Hazret-i Süleyman, adamın bu saf hâline ve ısrarlı yalvarmalarına acır ve rüzgâra:

    “–Haydi bu adamı Hindistan’a bırak!” der. Rüzgâr adamı alır ve kısa sürede Hindistan’ın uzak bir adasına götürür.

    Hazret-i Süleyman, biraz sonra Azrâil -aleyhisselâm- ile karşılaşır ve o adama neden hışımla baktığını sorar. Azrâil -aleyhisselâm- ise:

    “–Ben ona hışımla değil, hayretle baktım. Çünkü Allah Teâlâ bana, o adamın canını bu akşam Hindistan’da almamı emretmişti. Ben de o adamın yüz kanadı bile olsa, bu akşam Hindistan’da olamaz, bu nasıl iştir, diye hayretle bakmıştım.” der.

    Velhâsıl gerçek gaflet, meçhul kaderinden kaçtığını zannederken, aslında gerçek kaderine doğru koşmakta olduğunun farkında olmamaktır. Ecel vaktinde hiçbir takdim ve tehir olmadığı gibi, ölümden kaçacak bir mekân da yoktur.

    Dolayısıyla mü’minler olarak vazifemiz; dünyaya âhiret için geldiğimizi unutmayıp her ânımızı son nefese hazırlık şuuruyla ihyâ etmektir. Bizler, maddî ve mânevî tedbirlere riâyet edip Rabbimiz’e tevekkül ve teslîmiyet göstermekle mükellefiz. Takdîr ise, Azîz ve Alîm olan Cenâb-ı Hakk’a aittir…

    *Osman Nuri Topbaş, 03 Nisan 2020
  • En vahşî hayvanları eğitmek bile, nefsine mağlûp bir insanı eğitmekten daha kolaydır.
  • " Güneş ve ay nasıl ki iki takvim olarak dönüyorsa ..onları döndüren bir güç var: Fail-i Mutlak Cenabı-ı Hak. Yok kadar, tozu görürsün, bu toz kadar bile değil, göze görülmüyor. Bu virüs bizler için bir ikaz. Bu yok kadar virüsle bütün dünya allak bullak oluyor.

    •Bu bizim daha yüksek takva sahibi olmamız için bir ikaz. Esas hayat ahiret hayatıdır. Diğer insanlar için bir azab telkinidir. Herkes bir korku halinde şimdi.

    الْمَفَرُّ اَيْنَ يَوْمَئِذٍ الْاِنْسَانُ يَقُولُ “işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.” (kıyame, 10)

    Cenab-ı Hak burada kıyametin bir zerresini gösteriyor.
    İnsanlara sorun kaçacak yer var mı, yok mu? Yok. Yani şehirden şehre gidemiyorlar.
    Uçak yok başka yere gidemiyorlar. Bütün insanlık kendi telaşesi içinde.

    Diğer bir ayete bak. Orada da Cenabı Hak “Kaçar” diyor, nereden kaçar; en başta kardeşinden kaçar, anasından kaçar, eşinden kaçar.
    Bugün insanlar “aman gelmesin” diye, maske takıyor, tedbir alıyor, en yakınından bile kaçıyor.

    •Cenab-ı Hakk bize müstakbel kıyamette göreceğimiz hallerin ZERRESİNİN ZERRESİNİ gösteriyor. Cenab-ı Hakk bu hadiselerden ibret almayı nasip eylesin.

    Dünya çığırından çıktı kızım. Ekonomi diyen , güçlüyüz diyen, petrol diyen, petrol için birçok mazlumlara zulmeden kişiler aşağıya iniverdi, hepsi petrolden zarar görmeye başladı. kainattan misaller alarak yapay zeka ürettiler. Yapay zeka dedikleri de boş, Allah’ın verdiği malzemeyle bir şeyler yapıyorlar.

    •Dünya tam bir “zalümen cehüla” ebedi hayatta en büyük zulmü kendine yapıyor. En büyük cahil; niçin dünyaya geldi, kimin mülkünde yaşıyor, kimin rızkını yiyor.

    Bu virüste ölenler eğer takva sahibi ise bunlar inşallah bir şehit hükmünde.

    En’am Suresi 42-43. Ayetlere bakın:

    “Yemin olsun ki, senden önceki ümmetlere de peygamberler göndermiştik, fakat onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz de onları, belki inkârdan vazgeçip Allah’a yakarırlar diye çetin musîbetler, zorluk ve sıkıntılar içinde bırakmıştık. Hiç değilse, bu zorluk ve musîbetler başlarına geldiğinde boyun büküp yalvarmaları gerekmez miydi! Fakat tam aksine kalpleri iyice katılaştı; şeytan da onlara yapmakta oldukları günahları süsleyip püsledi.”

    Bugün öyle bir haldeyiz ki, herkes için tevbe-istiğfar zamanı.

    Seherler zamanı.

    Yunus –as-ın duasını ve şifa ayetlerini okuma zamanı.

    Kulluğumuzu yeniden hatırlama zamanı.

    •Cenabı hak bize de ölümden sonra istikbale ait zerreler bildiriyor. En yakından bile iki metre uzakta duruyorsun. Velhasıl böyle ibretli bir şeyin içindeyiz. Tabi ki bundan sonra ne olacak kimse bir şey bilmiyor. Ekonomistler dünya ekonomisi ne olacak, hangi devlet kalacak, hangisi batacak bilmiyor.

    Fakat ben size şunu söyleyeyim: Ashab-ı Kiram “Ya Rasulullah! İstanbul mu, Konstantiniyye mi, Roma mı?” dedi. Efendimiz baştan “İstanbul” dedi, 850 sene sonra İstanbul islam oldu. Ondan sonra “Roma” dedi, daha ondan sonra 500-600 sene geçti. Bugün Roma’nın en kötü zamanı, tam bir cahiliyye devrini yaşıyorlar. Ateist, deist oldu Roma. Cenab-ı hak en büyük azap kamçısını Roma’ya indirdi. Birçok botları batırdı, birçok mazlumlara mezar oldu. Avrupa öyle ateist oldu, deist oldu. İnşallah cahiliyeden sonra oraya İslam gelecek ve zafer olacak.
    Siz de bu gayretleriniz inşallah müstakbel islama bir fidan olur.

    •Dünya merhameti unuttu. Mazlumların insanları" bir matem ülkesi oldu. Onun için siz çok hayırlı bir iştesiniz, aman bunun kıymetini bilin. Kendime söylüyorum, hepimiz kıymetini bilelim.

    Kur’an-ı Kerimi çok sevelim,
    Rasulullah’ı çok sevelim,
    hizmet etmeyi çok sevelim inşallah..
    .kızlarıma selam, onlara dua ederiz, fakat dua da bekleriz inşallah.
    Allah’a emanet"

    1 Nisan 2020
  • ✨"İnsan, muhabbet duyduğu kişinin kaderinden pay alır..."
    Osman Nuri Topbaş Hoca
  • "Vücutları yataklarından ayrılır, korku ve ümitle Rab'lerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda infak ederler. Yaptıkları bu amellere karşılık olarak, onlar için ne göz aydınlatıcı mükafatlar gizlendiğini (şimdi) hiç kimse bilemez."
    Osman Nuri Topbaş
    Sayfa 101 - Secde/16,17
  • Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerekte sevilmez!..
  • Mü’min, karşılaştığı her hâdiseyi îman şuuruyla değerlendirmelidir. Bilhassa bir musibete mâruz kaldığında, bunun her şeyden önce ilâhî bir imtihan tecellîsi olduğunu unutmamalıdır. Böyle durumlarda başvurması gereken maddî tedbirlerin yanısıra, mânevî tedbirleri de Kur’ân ve Sünnet’in hayat veren ölçülerinde aramalıdır.

    Âyet-i kerîmelerde buyrulur:

    “Andolsun, Sen’den önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Fakat peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tevbe etsinler diye, onları şiddetli darlık ve hastalıklara uğrattık.

    Hiç olmazsa onlara azâbımız geldiği zaman yakarıp tevbe etselerdi ya! Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti.” (el-En‘âm, 42-43)

    Demek ki belâ ve musibetlerden korunmanın bir numaralı mânevî tedbîri, tevbe ve istiğfâr ile Cenâb-ı Hakk’a yalvarmaktır. Bu ise insanın ilâhî kudret ve azamet karşısındaki hiçlik ve acziyetinin farkında olmasına, haddini bilmesine, rakik ve hassas bir kalple kulluğu yaşamasına bağlıdır. Buna muvaffak olanlar, nasihat dinleyip ibret alarak musibetlerden korunurlar. Bundan mahrum olan katı kalpler ise, musibete uğradıklarında bile ibret almaktan, nedâmet gösterip tevbe ederek Cenâb-ı Hakk’a ilticâ etmekten nasipsiz kalırlar.

    Dolayısıyla kalbin katılığından, vicdanın dumura uğramasından, merhamet fukarâsı olmaktan ve gözyaşı dökememekten Allâh’a sığınmak îcâb eder.

    *Osman Nuri Topbaş, 02 Nisan 2020