OKUNMUŞ KÜTÜPHANE, Kuşatma'yı inceledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 8/10 puan

Son dönemde Lopus Yayınevinden çıkan kitaplar raflarda oldukça dikkatimi çekiyor. Halil Yaşar Kollu kitaplarından sonra Mustafa Güldağı'nın Kuşatma isimli kitabını da okumuş oldum. Kitabın kısa bir özetini aslında son sayfalarda yazarımız gayet güzel özetlemiş. Kitap, Endülüs'ü, Haçlı Seferlerini, Osmanlıyı ve son olarak da günümüzü anlatmış. Bu dönemde Türk ve Müslüman dünyası üzerinde oynanan oyunları anlatmış. Endülüs, Haçlı Seferleri ve Osmanlı bölümünde bir nebze tarih kitabı havası veren kitap özellikle son bölümlerde siyasi bir kitaba dönüşmüş bence.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Kitapta genel olarak olaylar ve kişiler üzerinden tarihi olaylar anlatılmış. Daha doğrusu bu olayların perde arkası anlatılmış. İşte bu perde arkasından çok dikkat çekici bilgiler mevcut. Bu bilgiler ne kadar doğrudur ve ne kadar tarafsızdır orasını bilemem. Fakat bazı bilgileri başka yerlerden de okumuşluğum öğrenmişliğim var.
Kitapta Türklerin ve Müslümanların üzerinde her mecrada (cephede, toplumda, siyasette, film sektöründe, dilde vb.) batılı devletler tarafından yapılan uygulamalar veya yıkma/değiştirme politikaları örneklenerek sunulmuş okuyucuya. Örneğin Everest Dağı'nın adı nereden gelmektedir? Bunu kaç kişi biliyor acaba günümüzde. Bunu kitaptan bir alıntı ile cevaplamak istiyorum.
"George Everest, ilköğretimini harita konusunda uzmanlaşarak tamamladıktan sonra Askeri Akademi'ye yazıldı. Daha sonra Hindistan'a atandı. Hindistan'da generalliğe yükseldi. Unutmayın, İngilizler bir yeri işgal ettiklerinde oraya hemen bir haritacı atarlar. Bu haritacılar sosyolog ve din uzmanları ile ortak çalışarak İngilizlerin çıkarına uyacak şekilde bölme ve parçalama işlemleri yaparlar. Yeni bir harita çıkarırlar. General George Everest bu haritacılardan biridir." Everest Dağı'nın önceki adı da Çomolungma imiş.
Aslında alıntılarım kitabın bir özeti gibi. Alıntıları okuyarak ne ile karşılaşacağını az çok tahmin edersiniz. Şahsen tavsiye ettiğim, ilginç ve iddialı bilgilerle dolu bir kitap. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com

Orhan Pamuk'un Beyaz Kalesi üzerine eleştiri:
Orhan Pamuk, Beyaz Kale Romanı ve Kurmacalar Üzerinden Tarihimiz

Bir kaç hafta önce Orhan Pamuk’un 1986 basımlı post – modern etkiler de taşıyan romanı Beyaz Kale’yi okudum. Kitap, tarihi bir roman olma özelliği de taşıyor. Fakat, kitap ben de biraz hayal kırıklığı oluşturdu. Dünya edebiyatında, benzer temalı romanlarda neredeyse hiç karşılaşmayacağımız biçimde, yazar, Beyaz Kale’nin konusunun geçtiği toplumun sosyal hayatını gerçekte olmadığı şekilde sunmakta, bana göre bunu da gerçeğe dayanmayan kurmacalar üzerinden yapmış görünmeketdir.

Roman’da Orhan Pamuk, 4. Mehmet (Avcı Mehmet) dönemi Osmanlı toplumunu ve İstanbul’u tasvir eder. Türk Gemiciler tarafından esir düşen bir Venedikli romanın baş kahramanıdır. Bu esir diğerlerinden farklı olarak mühendislik, edebiyat ve anatomi alanında eğitim görmüştür. Venedikli, zindanda özellikle doktorluk bilgisi ile dikkat çekmeyi başarır ve “Paşa” (Osmanlı idaresinde güçlü) tarafından makamında kabul edilir. Burada kendisine çok benzeyen bir şahsiyet olan “Hoca” ile tanışır. Daha sonra Paşa tarafından zindan alınıp bu Hoca’nın yanına yerleştirilen Venedikli, Hoca ile Paşa için görkemli bir havai fişek gösterisi yapar, sonrasında da Padişah’ın dikkatini çeker. Venedikli, görevlendirildiği önemli icat ve incelemeleri Paşa ile birlikte yaparlarken, aynı zamanda birlikte bir çok yazı yazmaya da başlarlar. Bu yazma sürecinde “Venedikli” ile “Hoca” karakterlerinin farklılıkları okurun zihninde daha belirgin hale gelir. Roman boyunca Venedikli, Hoca kadar hatta bazen ondan daha kabiliyetli bir şahsiyet halinde tasvir edilir.

Venedikli’nin Hoca’dan daha bilgili, daya yetenekli olması, Hoca’nın bir çok konuda Venedikli ile çatışmalarına neden olur. Çatışmalarda Hoca Venedikli’ye gör hep haksız, hep kötü duygulu, kötü niyetli olarak görünür; Batı iyi, Doğu kötü…..

Romanın sonunda post modern eserlerin genel özelliği olan okuyucuyu yanıltma hali karşımıza çıkar; Hoca Venedikli’nin yerini alarak İtalya’ya gider. Venedikli esir de Hocanın yerini alır gibi görünürken aslında bu esirin Hoca’nın bir hayali kurmacası olduğunun anlaşılması ile roman da biter.

Orhan Pamuk tasarladığı bu iki karakterin sırtına Doğu ve Batı’nın değerlerini yüklemiş, bu iki zıt kavramı bireyler üzerinden anlatarak okuyucuya sunmuştur.

Orhan Pamuk’un bu tarihi romanı, içerdiği tasvirlerle, sunuları ve anlatısı ile aklımızda bir çok soru işareti oluşmasına neden oluyıor. Öncelikle, yazarın her ne kadar kurguda özgür olması gerekse de bir tarihi roman, tarihi bu denli yaşanmamış kurmalarla okuyucuya nasıl sunabilir ? Bu, o topluma, o sosyal yapıya bir haksızlık olamz mı ? Haksızlık olursa etik sorunlar taşıamz mı ? “Roman’da “kasıt yapılmış”  yorumlarına neden olamz mı ? Ayrıca, Roman boyu Orhan Pamuk, bazı tarihi olayları olduğu gibi almış, bazılarını ise kurmaca olarak işlemiştir. Eğer Orhan Pamuk Beyaz Kale’yi gerçek bir kurmaca amacı ile tasarlamış ise ve o dönemi kendince yorumlamayı amaçlıyor ise o zaman işlenen dönemdeki bazı tarihi gerçeklikleri olduğu gibi alıp bazılarını neden göz ardı etmeyi ve kendince değiştirmeyi tercih etmiştir ? Dahası, neden kurmaca yolunu tercih ettiği olaylar ve tiplemeler Osmanlı tarihinin en hassas en belirleyici noktaları olurken, gerçekte olduğu gibi aldığı kısımlar ya genel bilinen isimler, olaylar ya da dönemde yaşanan idari zayıflıklar olmuştur ?

Romanın genelinde okur yükselen ve üstünleşen yüksek ahlaklı bir Batı ve güçlü olsa da zayıflamaya yüz tutmuş, ahlaki değerlei zayıflamış bir Doğu ile karşılaşmaktadır. 17. yüzyıla doğru uzanan bir tarihte bu tasvir bazı yönleri ile kabul edilebilir, ancak, Osmanlı ve Türk toplumu üzerinden yazılan yanlış kurmacalar Türk tarihinin ve Osmanlı portresinin özellikle yabancı ve Osmanlı tarihine uzak okurların zihninde ister istemez yanlış şekilde şekillenmelere, yanlışlar gerçekmiş gibi kanaatlere neden olmaktadır.

Bu bağlamda, Pamuk’un yaptığı bazı tasvirleri şu şekilde sıralayabiliriz;

Bütün direklerin tepesine sancaklar çektiler, bizim bayrakları (Venedik), Meryem Ana tasvirlerini, haçları tersinden asıp külhanbeylerine aşağıdan oklattılar. Askerlerimizi (Venedik) gülünç göstermek için zırhlarını ters giydirdiler, kaptanların ve subayların boyunlarına demir çemberler taktılar. (syf 14)1

Osmanlı tarihinde gerek toplum gerekse de yönetici kesim Türk töresinin ve İslam’ın emirlerinin doğrultusunda hep hoşgörüyü tercih etmiş, düşmanın kültürüne, esirlere, tüccarlara karşı Pamuk’un betimlediği gibi davranışlarda bulunmamıştır. Dahası Meryem Ana bizce de mübarek bir kadın değil midir ? Bu özelliklerimiz aslında Türk tarihi karakteri bakımından en hassas noktalardan birisidir, Batılı sömürgeci ve emperyal zihniyetten farklı bir büyük devlet ve millet oluşumuzun da kanıtıdır. Işte bu noktada Orhan Pamuk Osmanlı’nın en hassas ve temel noktasında çok zıt bir kurmaca ile okuyucuyu karşı karşıya bırakmaktadır: 

Paşa derdini öyle bir anlatmaya başladı ki, bunun, “düşman iftiraları”1 ile Allah’ı kandırdıkları için yeryüzünde bir tek bu Paşa’nın yakalandığı özel bir hastalık olduğunu düşünmeye başladım. Oysa derdi nefes darlığı idi. (syf16) 1

O dönemde, Paşa rütbesi ile anılan bir çok asker veya yüksek devlet memuru çocukluktan itibaren Enderun Mektebi gibi özel okullarda özenle yetiştirilmiş, üstün yetenekli ve hayatlarını devlete adamış kimselerdi. Bir çok Türk ve yabancı tarihçilerin bu kişilerin kahramanlıklarının, üstün yeteneklerinin ve çalışkanlılıklarının altı çizilirken, açıkça görülmektedir ki Orhan Pamuk bir Osmanlı askerini ‘zayıf’ bir karakter olarak betimleyerek, adeta onu, onun tiplemesinde Osmanlı Paşa’sını alçaltmıştır:

Din değiştirmeyeceğimi söyleyince, Paşa bana öfkelendi. Hücreme döndüm.  Müslüman olmazsam Paşa boynumun hemen vurulmasını emretmiş. Kalakaldım. (syf 26) 1

Her dönemde hoşgörüsü ve saygısıyla anılan, bunu temel özelliği olarak taşıyan Osmanlı, Beyaz Kale’de tamamen tersine çevirilerek okyucuya sunulmuş haldedir. Hiç din değiştirmedi diye boynu vurulan bir kişi bizim tarihimizde var mıdır ? Tam tersi, kuruluşundan yıkılışına Osmanlı Devleti, tebasını dininde açıkca serbest ve devlet güvencesi altına almamış mıydı ?

Gerçek tarihe zıt düşen bu anlatılar, baştan aşağı kurgulanmış bir imparatorluk (hayali), karakterler ve şehirden bahsetseydi “bir tarihi tema işleyen kuramsal roman haliyle” kabule edilebilir olurdu. Fakat, Orhan Pamuk Osmanlı tarihinde geçen gerçek olaylara, isimlere, karakterlere ve İstanbul’a romanında yer vermiştir; Padişah 4. Mehmet’e yer verilmiş, Evliya Çelebi’ye gönderme yapılmış, Sokullu Mehmet Paşa’nın ismi geçmiş, Havai Fişek gösterileri, siyasi bağlamda Hoca aracılığı ile anlatılan müneccimbaşı meselesi, ve dönem siyaseti ile ilgili bazı kesitleri gerçek tarihten doğruca alıntılamıştır.2 Bu vurgularla Beyaz Kale, doğrudan Osmanlı’nın bir dönemini işlemektedir; tasvirleri ve kurmacaları ile de o dönemi “kötü Doğu” olarak tanıtmaktadır.  

Ortalam bilgi sahibi bir Türk okur veya Osmanlı tarihini ortalama seviyede bilen bir okur, romanın anlatısının tarihi gerçeklik ile örtüşmediğini ve çoğu yerde yazarın kurmacaları olduğunu açıkça anlayabilir. Ama bunu, etkilenmiş Batıcı aydın zihniyetine ya da yabancı (küresel) okuyucu kitlesine vurduğumuz da durum çok değişebilmektedir. Batıcı aydın ya da Batılı okuyucu, 16. – 17. Yüzyıl Osmanlı’sını bu denli yaşanandan tam tersi şekide anlatan bir tarihi romanı okuyunca, ya görmek istediği “kötü Doğu”yu görecek ve ön yargılarına doğruluk gerekçeleri bulacak, ya da, iyimser bir ifadeyle yanlışlar ile gerçekte olmayanlar ile bizi tanıyacaktır. O zaman, bir Batlı kişi, önce iyi niyetli bile olsa, bu tür romanları okuduktan sonra, bizi Batı’ya göre “öteki” yapan zihniyeti haklı görmeye başlayacaktır.  Boşuna bir yığın ödül vermez Batılılar Doğu’dan insanlara…

Başta değindiğim iki soru ile tüm bu argümanları birlikte değerlendiricek olursak; Orhan Pamuk,  Beyaz Kale’de, hayal gücünün ürünü olan bir (hayali) kurmaca yaratmaktan ziyade, gerçekte var olanı farklı (kötü ve yanlış) göstermeye dayalı bir romancılık ile okuyucunun karşısına çıkmıştır.

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın, Pamuk’un şahsına yaptığı “toplumun alışkanlık ve kültürünü doğru bilmeden Nobel Ödülü almış olsa bile doğru eserler çıkarması beklenemez” şeklindeki eleştirisi de tüm bu bahsettiklerimi desteklemektedir.

Tartışılmasına rağmen altını çizmemiz gereken önemli bir nokta da, İlber Ortaylı ve bir çok Türk entelektüel tarafından ciddi şekilde eleştirilmesi ve hatalı bulunmasına rağmen Orhan Pamuk’a  Publishers Weekly, The Intepended, New York Timesgibi en büyük yayın kuruluşlarında olumlu eleştiriler yapılmasıdır. O ve eserleri, Emperyal Batı’lı edebiyat tarafından benimsenmiş, sevilmiş ve dünyaya tanıtılmıştr. Acaba, Beyaz Kale’de sunulan “Doğu” ve hep özenilen, arzulanan “Batı” tasvirleri nedeniyle mi sayın Pamuk bu kesimlerce çok sevilmiş ve kabul edilmiştir ?

Sonuç olarak, Beyaz Kale’den aldığım ders, romancı gerçekte yaşanmış bir tarihi, çeşitli nedenlerle kurmacalarıyla kötülediği an asgari edebiyat değerinin ve hatta estetiğinin dışına çıkmış demektir. Yazımda, bahsettiğim gerçeği yıpratan kurmacaya yazar özgür olmalı eleştirileri gelebilir. Bu eleştiriyi yapanlara söylemek isterim ki, gerçek bir romancı kurmacada özgür olduğu kadar, sanatını siyasetten, emparyal güçlerden, kariyer, yükselme ve tanınma arzusundan ve bunun gibi daha bir çok yan beklentiden de uzak tutmalıdır. Aksi halde o sanat güdümlü, toplum mühendisliğine maksatlı bir çalışma haline gelir. Son olarak şunu da belirtmek isterim; edebiyatçı ya da sanatçı üzerinde uğraşacağı medeniyetin dilini, kültürünü, insanlarını ve tarihini olabildiğince en iyi şekilde bilerek yola çıkmalıdır. Beyaz Kale’nin buna bir örnek olması dileğiyle !

Dipnotlar

1- Orhan Pamuk: Beyaz Kale, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları
2- Bensu Funda Gür; Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü: Orhan Pamuk’un Romancılığı ve Beyaz Kale (Makale)

http://www.kirmizilar.com/...-uzerinden-tarihimiz

Burak BAĞRIAÇIK, Beyaz Kale'yi inceledi.
 22 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı. Yazarın, kitabı okumadan önce Türk'e, tarihine, kültürüne karşı görüşlerini bilerek okudum. Açıkça söylemek gerekirse Orhan Pamuk edebi kişiliğini bir yana bırakıp eleştirirsek, her ne kadar Nobel'e layık görülse de benim gözümde 'Vatan Hainidir'. Keşke bunları söylemesem, keşke Nobel almış bir Türk aydınımız olarak övünç kaynağımız olsaydı ama işte kendisi bunu istemiyor.
Peki neden bu kadar sert eleştirdim kendisini: Yanlış hatırlamıyorsam 2005 yıllarında kendisine ait şu sözleri sarf etmiştir: "Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü ama hiç kimse bunları konuşmaya cesaret edemiyor" Şimdi kendisini az biraz Türk gören birinin, şu sözleri vicdanına nasıl yedirmesi beklenebilir? Siz okurlara soruyorum. Sadece bununla da bitmiyir iş. Pamuk kitabıyla ilgili sözlerinde Tarihi olayları anlatmak gibi bir derdinin olmadığını söylüyor. Kurgu üzerine ayarlandığından bahsediyor. Ama Osmanlı'yı 600 yıl 3 kıtada hüküm sürmüş bir devleti geri kalmışlıkla, acımasızlıkla, padişahlarını aptallıkla, Osmanlı'yı hoşgörülü bir imparatorluk olduğu biliniği halde, din konularında baskıcı olduğunu dolaylıca anlatmayı da ihmal etmiyor ne hikmetse.
Kitaba gelirsek kendisin de ifade ettiği gibi, romandaki ana olayları hangi kitaplardan okuyup nasıl topladığını söylüyor bizlere: Osmanlı'lardaki ilmi, 'Niye benim ben?' sorusu, çocuksuluk ve silah yapma tutkusu, kitap kurtluğu, yıldızla ilgili araştırmalar gibi. Bu kitabı yazmak için okuduğu kitaplardan çıkardığı temanın "İyilik yapmak, başkalarına yararlı olmak için yanıp tutuşan bir kahraman!" olduğunu belirtiyor. Kitapta Batı'ya özentilik durumunu kitabın sonunda Beyaz Kale üzerine yazısında şöyle ifade ediyor: "Belki de, insanların kendilerini, okudukları kitaplarla değil, işittikleri sözler ve başkalarına duydukları hayranlıklarla değişirdiği bir ülkede yaşadığımız için, Kâhin'imin, bilimi Batı'dan gelen birisinden öğrenmesine karar verdim." Kâhin dediği Osmanlı olan Hoca. Batı'dan gelip bilimi öğreten de Venedikli bir esir. Efendi-köle ilişkisini bu iki kişi arasında ortaya çıkarıyor birbirleriyle aynı masada oturup tartışmalarıyla birlikte.
Şunu da belirtiyim: Murat Bardakçı'nın Beyaz Kale'nin inhialle oluşturulduğuyla ilgili yazısı var. Ben onun yalancısıyım. Açıp okuyabilirsiniz.
Ama kitap edebi olarak güzel bir eser. Kurduğu cümleler etkileyiciydi. Bazen durağan gelebilir ben bazı yerleri 2-3 tekrarla okumak dışında fazla zorlanmadım.
Bundan sonra Orhan Pamuk okuyacakmıyım? Tabi ki okuyacağım. Sizlere de bi tavsiyede bulunmak istiyorum. Eğer okuduğunuz bir kitapla ilgili eleştiri yazısı bukabiliyorsanız mutlaka okuyun derim. O zaman daha da gelişebiliriz. İyi okumalar herkese..

B.BAĞRIAÇIK

mehmet temiz, Doğu'nun Limanları'ı inceledi.
Dün 20:36 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

On dokuzuncu asırda İstanbul'da başlayıp, yirminci asrın başlarından itibaren Adana, Beyrut, Fransa ve Hayfa'yı içine alan müthiş bir konu ve müthiş bir.dramın hikayesi.

Amin Maalouf bu kitabında, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemi, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, İsrail devletinin kurulması sırasında ve sonrasındaki Arap- İsrail savaşlarını da içine alan geniş bir dramatik konuyu bize mükemmel bir şekilde anlatıyor. Bütün bunları da İsyan Kitapdar ismindeki, soyu Osmanlı hanedanından gelen bir kişi üzerinden kurgulayarak bize aktarıyor.

Aslında yazarın yaptığı, bütün bu anlatılan tarihi olayların insanların hayatını nasıl olumsuz yönde etkilediğini bize göstermek.

Kitap oldukça akıcı ve sürükleyici olarak yazılmış. Konunun bu derece çeşitli ve geniş tutulması da kitaba hem konu zenginliği kazandırmış, hem de dramın dozunu artırmış.

Beğenerek okuduğum bu müthiş kitabın okunmasını herkese tavsiye ederim.

Ilber Ortaylı Tavsiyeli Kitaplar.
1. Osmanlı’da Devlet, Hukuk ve Adalet – Halil İnalcık

2. Sultanın Paşaları – Oliver Bouquet

3. Yavuz Sultan Selim – Feridun M. Emecen

4. Belgrad 500 Yıl Sonra – Süha Umar

5. Sultan Alp Arslan\Fethin Babası – Cihan Piyadeoğlu

6. 4. Murad – Abdülkadir Özcan

7. Ortaçağ (1. Cilt) – Umberto Eco

8. Bu Mülkün Sultanları – Necdet Sakaoğlu

9. Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya Aydemir

10. Çankaya – Falih Rıfkı Atay

11. Osmanlı Dönemi Kırım Hanlığı – V. D. Smirnov

12. Dünya Tarihi – Clive Ponting

Emin K., bir alıntı ekledi.
Dün 16:53 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Bir milletin veya devletin tarihi yazılırken dünya kamuoyunda yerleşmiş belli bir imaj, dostluk ve düşmanlık, siyasi ideolojiler, yeni kültür yönelişleri gerçeği saptırır, abartır veya karalar. Bu kaçınılmaz bir alın yazısıdır. Osmanlı tarihi, bu bakımdan en çok saptırılmış, tek yanlı yorumlanmış tarihtir.

Kayı 1: Ertuğrul'un Ocağı, Ahmet ŞimşirgilKayı 1: Ertuğrul'un Ocağı, Ahmet Şimşirgil
Nesrin Ozturk, bir alıntı ekledi.
Dün 13:10

"Bugün, tarihi bir gündü. Memleketin muhtelif cihetlerinden, kadınlığın altı bin yıllık zillerine, hiç olsa da, bir mum ziyası vermek azmiyle buraya kadar koşup gelen ilk tarihi şikayeti izhar olunacak, şarkın ilk celse-i nisvanı in'ikad edecekti. ( Doğunun ilk kadınlık celsesi açılacaktı)

Osmanlı Kadın Hareketi, Serpil Çakır (Sayfa 65)Osmanlı Kadın Hareketi, Serpil Çakır (Sayfa 65)
Fatma Koçak, bir alıntı ekledi.
Dün 12:44 · Kitabı okuyor · Beğendi

15. Yüzyılda bütün Türk tarihi âdeta bu imparatorluğun kuruluşunu doğurmak için gelişmiş gibidir. Yani nasıl ki Rönesans bir yerde Batı medeniyetinin bütün esi köklerinin kristalize edildiği bir dönem ise, aynı dönemde 15.yüzyıl da Türk dünyasının, Şark dünyasının bütün elemanlarının, bütün oluşumlarının âdeta kristalize olduğu bir dönemdir.

Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek, İlber OrtaylıOsmanlı'yı Yeniden Keşfetmek, İlber Ortaylı
Fatma Koçak, bir alıntı ekledi.
Dün 12:20 · Kitabı okuyor · Beğendi

Altı asırlık imparatorluğun tarihi içinde sadece anavatanımız Anadolu’yu değil, Türkiye’nin dışında kalan Osmanlı ülkelerinin de içtimai, dinî, kültürel yapısını en çok değiştiren hükümdar Fatih Sultan Mehmet’tir. Bunun böyle olduğunu bilmek gerekir

Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek, İlber OrtaylıOsmanlı'yı Yeniden Keşfetmek, İlber Ortaylı
Senem Ulucak, Engereğin Gözündeki Kamaşma'yı inceledi.
 Dün 11:45 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 6/10 puan

Osmanlı tarihininin acılı bi olayın işlendiği bu romanı keyifle okudum. Tam olarak tarihi bi roman diyemeyiz. Padişah ve kulu arasındaki olaylar zinciri ön planda. Dil sade ve akıcı.