• Kitabın yazarı olan Prof. Dr. Cem Behar, Klasik Türk Müziği konusunda çalışmalar yapmış olup, şu anda Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim görevlisidir.

    Kitabın konusu Polonya asıllı olup, esir düştükten sonra müslüman ve Osmanlı olarak azat edilmiş olan Wojciech Bobowski, nam-ı diğer Ali Ufkî Bey'dir. Polonya asilzadesi olduğu tahmin edilen ve gençliğinde iyi bir eğitim almış olan Bobowski, esir alındığı 30 yaşlarında Osmanlı'ya hizmet etmeye başlamış ve saray müzisyenlerinin üst kademelerinde görev almıştır. Daha sonra kazandığı özgürlüğüyle beraber Avrupa'ya geri dönmüş ve Osmanlı ülkesinde-sarayında gördükleriyle ilgili yazılar yazmıştır. En yaygın olarak bilinen eserleri; Kutsal Kitap'ın Türkçe'ye ilk tercümelerinden olan Kitâb-ı Mukaddes, bir Osmanlıca gramer kitabı ve son olarak da incelemesini yazdığım bu kitaptır. Bu kitap, Kutsal Kitap'ın Mezmurlar bölümünün hem bir tercümesi hem de melodi eklenerek müzik haline getirilmiş güfte kitabıdır.

    Kitabı üç bölümde incelemek mümkündür; ilk bölüm Bobowski'nin hayatı ile ilgili bilinen ve bilinmeyen bir çok konuya değinir. Hayatının büyükçe bir bölümü hakkında bilgi bulunmadığı için çok sayıda spekülatif tarih yazılmıştır. Behar, bu tarihleri karşılaştırarak tahmini sonuçlara varır.

    İkinci bölüm Bobowski'nin "Mezmurlar" kitabıdır. 14 mezmurun çevirisi verilmiştir. Son bölüm ise bu bestelerin nota transkripsiyonları ve orijinal kitabın tıpkıbasımıdır.

    Akademik bir kitaptır ve sadece ilgili olanların okumasını tavsiye ederim.
  • BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    Bilge Kral kitabına böyle başlamış benim de çok hoşuma gitti ben de bu güzel söz ile başlamak istedim.

    Kral dediğimize bakmayın kendisi kralcılık sistemine karşı tamamıyla demokrasiyi desteklemiştir.

    Kendisini Bosna katliamında ki Türklere yazdığı mektupla tanıma fırsatım oldu ve bazı zekice sözleri misal,
    “Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.”
    sözü kendisi hakkında bir sempati oluşturdu ve bu kitabı okumaya başladım.

    İlk olarak 32.sayfada mucizeleri ve Mehdi'yi reddetmiş ve Mehdi'nin müslümanların tembelliğinden ortaya çıktığını belirtmiştir lâkin hadislerde Mehdi konusunda söylemler bulunmaktadır bu konuya katılmıyorum.

    Japonya ile Türkiye karşılaştırmıştır, şöyle bir söylemde bulunmuştur savaştan sonra ikisi de aynı konumdayken Japonya'nın çalışarak birinci sınıf bir ülke haline geldiğini Türkiye'nin ise üçüncü sınıf bir ülke olduğunu ifade etmiştir lâkin kaçırdığı durum coğrafi konumdur.

    Harem sistemini çok eşlilikle bağdaştırmış bu konu da tartışılır.

    Türkiye'nin gerilemesini alfabesine sahip çıkmadığı için olduğunu söylemiştir evet doğru bir söylem kesinlikle Osmanlıca unutulmuş diller arasına girmemeliydi ama tek neden kesinlikle bu değildir.

    Kadın ve anne için söylediklerine katılıyorum.
    Genel olarak görüşlerine katıldım okunması gereken bir kitap tavsiye ediyorum.
  • Kitap Osmanlıca harflerle basılmış ilk Türkçe roman örneği. Hüzünlü bir aşk hikayesi anlatılıyorrr....
    Birbirine aşık iki genç, istemeden ve görmeden evlendirilmiş bir genç kız, yaptığı bir hatanın bedelini ödeyen bir baba...
    Mükemmel bi kitap cok cok beğenerek okumustum  (( 2 sene önce okudum ve bitirdiğimde heyecanli heyecanli eşime anlatıyordum kitabi artik nasil anlattiysam o gün bugündür kitaplardan konu açılınca  her zaman bana gülerek okuduğun kitabi 'Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat' kitabi gibi heyecanli heyecanli anlat der :) o yüzden  bu kitabin yeri  bende çok  ayrı  ))
  • “Bir İngiliz lise öğrencisi 16. yüzyılda yaşamış Shakspeare’in eserlerini okuyup anlar, tefekkür eder. Bir Fransız talebe 19. asırda yaşamış , eserler vermiş Victor Hugo‘ yu okuyup anlayabilir. Maalesef nedendir ki , bir Anadolu çocuğu 16. yüzyılda yaşamış Fuzûlî’yi okuyamaz , okusa da anlamaz. Hatta 20. asırda yaşamış Mehmet Âkif'in Safahat’ını orjinalinden okuyamaz. Latin harflerine çevrilmiş eserlerini sözlü kullanmadan anlayamaz. Bunun pek çok sebebi var lakin en önemli sebebi nesiller arasında köprü olan kelimelerimize yabancılaşmamız...”. (Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi / Sayı 35/ Sayfa 20 )
  • İlim adamlarını severim ama mütevazı ilim adamlarını daha çok severim.İlber Ortaylı'nın bacak bacak üstüne atıp karşına Halil İnalcık'ı aldığı bir televizyon programında görmüştüm kendisini, o zaman ki duruşu mütevaziliği anlatım şekli çok hoşuma gitmişti.

    Daha sonra üniversite birdeyken hocamıza ders kitabı olarak okutulabileceğini gösterebilmek için almıştım ama detaylı olarak okumamıştım zaten hocamız da kendi kitabının daha iyi olduğunu iddia etmişti :)

    26 yaşındayken yazdığı doktora teziymiş sonradan öğrendim dipnotlara ayrıntılara yer verilmiş, incelikle araştırma yapıldığı belli Osmanlıca, bilmeyenler için dili biraz ağır gelebilir.
    Dönemin bölgesel tarihini Bulgaristan'ın toprakları üzerinden okuyorsunuz.

    Osmanlı'nın neden çöktüğünü açıkça görüyorsunuz. Derebeylerinden osmanlı devleti sayesinde kurtulan balkanların nasıl ayanlar yöneticiler tarafından derebeylik şeklinde yönetildiğini, bu yönetcilerin halkı nasıl yıldırdıklarını, merkeze yaranmak için her şeyi nasıl örtbas ettiklerini de görüyorsunuz.

    İsyanların, huzursuzlukların başta bu beceriksiz yöneticilere olduğunu yerel yöneticilerin baskıları ve zamanla dış güçlerin de etkisiyle nasıl bağımsızlığa evrildiğini de anlatmış.

    Milli duygulara yer vermeden, objektif bir şekilde Osmanlı'nın son dönemlerini,neden yıkıldığını anlatmış.

    Tanzimat olaylarının etrafında gelişen olaylara ve Vidin İsyanına detaylı olarak yer vermiş


    Tarihi belgelerden öğrenmek yerine olayların yaşandığı mekanlarda inceleme ve araştırma yapmak gerçekleri ortaya koymak gerektiğinden de bahsetmektedir.

    Yaşantılar,insanlar, mekânlar en iyi ipucudur diyor kitap kısaca :)
  • Uzun zamandır okuduğum en doyurucu kitaplardan biri oldu.Dili Osmanlıca kelimeleri barındırsa da akışı bozmuyor.Tarihle felsefenin iç içe geçmesi karakterlerin tek tek işlenmesi bütün olayların birbirine bağlanması büyülü bir anlatımla işlenmiş.Elinizden bırakmayacağınız sürükleyici sizi alıp o döneme götüren bir kitap.Kapağı kapatınca yazarın zekasına anlatımına hayran kaldım.