“Bir süredir idman yapmıyorum. Halihazırda kendime yazdığım program birkaç saat sürecekmiş gibi geliyor, yorgunluk basıyor. Sonra kendime kapa çeneni diyorum. Yarım saatlik sayaç başlatıyorum. Arkaya canavar miximi açıyorum ve başlıyorum. Düşünmeye başladığım an biliyorum ki bırakacağım, yapıyorum sadece. Bir asker gibi, kusursuz bir silah gibi. Alıp istediğim şekilde kaldırıp indiriyorum ağırlıkları. Her tekrarda daha da güçleniyorum. Her tekrarda daha da terliyorum ve her tekrarda daha da eminim yapabileceğimden. Sinirleniyorum, nasıl bunu yapamayacağımı, uzun süreceğini düşündüm diye.
Bittiğinde yaklaşık sekiz dakika kalmış oluyor geriye. Odaya yeğenim giriyor ve odanın ortasındaki haltere bakarak “Bu ne?” diye soruyor. “Ağırlık.” diyorum. Kaldırmaya çalışıyor, izliyorum. “Böyle tut.” diyerek ellerini alıp kavrayacağı şekli gösterdikten sonra kırk kiloyu birlikte kaldırıyoruz. Gülümsüyor bana bakıp. Kendisi kaldırmış gibi tebrik edip güldürdükten sonra kafasına bir öpücük konduruyorum. Odadaki her şeyi kurcalayıp yapmaması gereken şeyleri yaptırmadığımda ufak, sahte bir ağlama gösterisi yapıyor. Yüz ifademin değişmediğini görünce bırakıyor. Küçük dostum bu hareketlerin bana işlemeyeceğini anlamış durumda. Ayaklarını yere vururken “Olmaz.” diyorum yüz ifademi değiştirmeden. Odamdan yolluyorum. Reklamı bitirmem lazım. Bu sefer de iş sırtıma eklenecek 40 kiloymuş gibi hissettiriyor.”