Dişi hayvanlar iki kat sömürülür; hem hayattayken hem de öldüklerinde. Onlar gerçek anlamda kadın et parçalarıdır. Dişi hayvanlar kadınlıkları yüzünden sömürülür, taşıyıcı annelere dönüştürülür. Daha sonra, doğurganlıkları sonra erdiğinde kesilir ve hayvanlaştırılmış proteine, başka bir deyişle et biçiminde proteine dönüştürülürler.
New York Times'ta yeni bir restoranın açıldığını duyuran bir köşe yazarı şöyle diyordu: "İskoç viskisi ve sığır etinin centilmenlere servis edildiği yeni bir mabet açıldı." Köşe yazarının gözlemine göre "Akşamın bu erkeksi ruhuna uygun olarak ordörvler etli oluyor: kızarmış ekmek üstüne dana rosto ve tavuklu börek. Burada o kuşkonmaz ve salata nonoşluklarından eser yok."
"İnsanlar beni 'Peki ya evsizler, peki ya şiddet gören kadınlar?' diye sıkıştırdığında ve hayvanlardan önce acı çeken insanlara yardım etmek zorunda olduğumuz konusunda ısrar ettiklerinde, merhametli aktivizm alanını böyle kendinden emin iddialarla daraltmalarının beni yolumdan çevirdiği söylenemez. Vejetaryenliğin ve genel anlamda hayvan hakları aktivizminin, haklarından mahrum edilmiş insanlar adına yapılan çalışmalara eşlik edebileceğini iyi biliyorum. Yine biliyorum ki bu soru aslında savunmacı bir tepki, sorgulayıcı kişinin, dikkatleri rahatsız olduğu meseleden başka yöne çevirme çabası... Bu bir ahlâkî üstünlük kurma çabasıdır. Bu konuyu yalnızca et yiyenler ortaya atar."
"O akşam hâlen midillimin ölümü yüzümden okunurken hamburgerimi ısırıyordum ve bir anda durdum. Ölü bir hayvanı düşünüyorken bir yandan başka bir ölü hayvanı yiyordum. Bu ölü inekle ertesi gün defnedeceğim ölü midilli arasında ne fark vardı? Midilliyi kayırmak için herhangi bir ahlâkî savunma bulamadım; ineği kafama takmamak için onu tanımadığım bahanesi yetmemişti. Artık eti çok farklı görüyordum."