Natsuki’nin çocukluk travmaları, aile içi duygusal ihmal ve ensest tehdidi karşısında geliştirdiği "dünyalı olmama" savunma mekanizması, egonun yıkıcı bir gerçeklikten kaçmak için inşa ettiği psikotik bir sığınak. Murata, toplumsal normların ve üreme odaklı kapitalist sistemin—karakterlerin deyimiyle "insan fabrikasının"—birey üzerinde kurduğu yoğun süperego baskısını, Natsuki’nin dissosiyatif kimlik bozukluğu ve yabancılaşma süreçleri üzerinden radikal bir düzlemde inceliyor. Karakterin kendini bir uzaylı olarak konumlandırması, şizoid bir geri çekilmenin ötesinde, toplumsal cinsiyet rollerinin ve rasyonel dayatmaların yarattığı ağır nevroza karşı geliştirilmiş sanrısal (delizyonel) bir direnç performansı olarak okunmalıdır.
Hikayenin sonundaki o grotesk ve antropofajik (yamyamlık) çözülme, toplumsal kast sisteminin ve sistemik şiddetin içselleştirilmesinin ardından gelen tam bir psikolojik regresyon ve sınır durum (borderline) patlamasıdır. Bu eylem, sembolik düzenin (Lacanvari büyük Öteki'nin) tamamen reddedilerek ilkel id dürtülerine teslim olunmasını ve narsisistik bir bütünlük arayışını simgeliyor. Murata'nın bu tavizsiz anlatısı, normalliğin rasyonel sınırlarını zorlarken, insan doğasının irrasyonel dehlizlerinde travmanın özneyi nasıl bütünüyle yapısöküme uğratabileceğini gösteren, zihindeki o durağan kalıpları sarsıcı bir klinik netlikle yıkan akademik bir dosya niteliğinde.