Sevdiğim, külliyatını okumaya çalıştığım, her gün yazsa okuyacağım yazarlardan Grange’ın 2018’de yayımlanan kitabı Ölüler Diyarı’nı paylaşacağım. 2020’de yayınlanan Son Av’ı çıkar çıkmaz okumuş ve paylaşmıştım. Dolayısıyla Ölüler Diyarı ertelenmişti. 2021 Mart ayında ise son kitabı “Küllerin Günü” yayımlandı, tabii hemen alındı ve okunacaklar arasında sırasını bekliyor. (Bu da önümüzdeki günlerde okur okumaz onu da sizinle paylaşacağım). Okuma ve yorumları paylaşmada bu kadar gecikmemin sebebi ise okullu olup, ders çalışmam ( ne de olsa sınıfta kalıp, sene kaybedecek vaktim yok ).
Cinayet büro amiri Stephane Corso iş başında, striptizci kızların vahşice işlenmiş cinayetlerini araştırıyor. ( Nedense Corso adı bana Müfettiş Clouseau'yu hatırlatıyor. Kendisi Pembe Panter’in sakar dedektifi) Kitabı üçe ayırabiliriz. İlk bölüm işkenceye maruz kalarak Japon ip bağlama sanatı Shibari ile öldürülmüş kurbanların soruşturulması, katilin aranması; ikinci bölüm şüpheleri üzerine toplayan eski mahkum yeni sanatçı ile tanışırken Goya ve tablolarını öğreniyoruz; üçüncü bölüm ise düğümler çözülüyor derken büsbütün dolanıyorsunuz. Grange kitaplarında olduğu gibi bunda da ters köşeler var.
Daha ilk sayfalarda; “Müşteriyi kan kokusu kadar çeken bir şey yoktur.” Neden? Kan kokusu… Kana kokusunu veren içindeki aldehitler diyerek bilime bağlanmayacağım, ama psikolojiye bağlanabilirim. Koku beş duyumuzdan biri ve bizler için önemli, hem metabolizmamızı, hem psikolojimizi etkiliyor. Lavanta rahatlatır, vanilya iştah açar gibi. Ama iş kan kokusuna gelince durum değişiyor. Kan kokusu, vahşi hayvanlar için yiyecek demek. Tarih boyunca insanlar eğlenmek için arenalarda şiddet ve kan içeren gösteriler izlemişler. Günümüzde de arenalar olmasa bile hala şiddet ve kan içeren eylemler