Jack London’ın Martin Eden romanı, beni en çok kendi iç yolculuğumla yüzleştirdi diyebilirim. Martin’in hayata tutunuşu, sınırlı imkânlarına rağmen kendini geliştirme çabası beni çok etkiledi. Özellikle bilgiye olan açlığı, okumaktan vazgeçmemesi ve kendi emeğiyle bir şeyler inşa etme isteği çok etkileyici.
Ama bir yandan da kitabı okurken hep bir hüzün vardı içimde. Çünkü Martin’in yükselişinde yalnızlığı çok derinden hissettim. Başardıkça, çevresinin onu nasıl değiştirdiğini ve aslında başarıyla gelen yalnızlığı acı bir şekilde gördüm. Hayal ettiği şeylere ulaşsa da ruhunun doymaması bana insanın en büyük mücadelesinin aslında kendi içindeki boşluk olduğunu düşündürdü.
Benim için Martin Eden, yalnızca bir başarı ya da aşk hikâyesi değil; insanın kendisiyle, toplumla ve hayallerle olan mücadelesini anlatan derin bir roman oldu. Kitabı bitirdiğimde uzun süre etkisinden çıkamadım.