Bütün aşıklar sevdiklerinin yanında kendilerini çaresiz ve kahraman mı hissederler? Çaresiz, çünkü ayaklarının dibinde köpek gibi yuvarlanma gereksinimi hiçbir zaman çok uzak değildir. Kahraman, çünkü gerekirse cebindeki çakıyla bir ejderhayı öldürmeye hazırsındır.
Onun kollarında geçireceğim bir gelecek hayal ettiğimde, hiçbir karanlık gün görünmüyor, nezle bile olmuyorum; saçma bir şey biliyorum ama yine de inanıyorum.
Fransa'ya gitmeyi düşünmeye başladım.
Onu her gün göremeyeceğim düşüncesi kalbimi herhangi bir sıfır-altı kıştan daha çok donduruyordu ama Patrick ile birlikte üçümüz Rusya'da kulübede yattığımız akşam gene kendisinin söylediği sözleri hatırladım. "Yanında ancak şans eseri uyanabileceğin birine aşık olmanın anlamı yok."
Çocukluğunuzu düşünür müsünüz hiç?
Ben, yulaf lapasının kokusunu aldığımda düşünürüm.
Evimizin tabanı taştandı, kış aylarında tabana saman sererdi annem. Yulaf bir yandan, samanlar bir yandan, ahırda yaşıyormuşuz gibi kokardık. Arkadaşlarımın çoğu sabahları taze sıcak ekmek yerlerdi.
Mutluydum, ancak "mutlu" yetişkinlere özgü bir sözcük.
Mutlu olup olmadığını sormazsınız bir çocuğa, çünkü görürsünüz. Yetişkinler mutluluktan söz ederler, çünkü değildirler.
Aziz Paul, yanmaktansa evlenmek yeğdir demiş, annemse bana yanmanın evlenmekten daha iyi olduğunu öğretti. Rahibe olmak istermiş. Onun için benim papaz olmamı istedi. Papaz olamam, çünkü yüreğim onunki kadar yüksek sesle yakarsa bile, karşılığında ses alamıyorum. Tanrı'ya da Bakire'ye de avaz avaz seslendim ama onlar bana avaz avaz karşılık vermediler. Kısık, durgun bir ses ise beni ilgilendirmiyor. Tanrı tutkuya tutkuyla karşılık veremez mi?
Annem verir diyor.