Özden

Adam Smith, tam da bu dönemde, merkantilist ekonomi politiği şiddetle eleştiriyor, bu sistemde işçilerle işverenleri arasındaki ilişkilerin eşitsizliğine ve adaletsizliğine dair gözlemlerde bulunuyordu. Ona göre yoksulluk, insanın topluma katılması gibi hayati derecede önemli olan bir ihtiyacın karşılanmasının önünde bir tehdit oluşturuyordu. Nüfusun büyük bir kesimin yoksullardan oluştuğu bir toplumun gelişemeyeceğini ve mutlu olmayacağını yazıyordu. Eşitsizliğin insanların sahip oldukları niteliklerden değil, onların işbölümündeki konumlarından kaynaklandığını savunuyordu. Smith' göre işbölümü ulusun zenginliğinin temelini oluşturuyordu, öte yandan işbölümünün çalışan nüfusun zihinsel ve toplumsal becerileri üstündeki olumsuz etkileriyle ilgili kaygıları da dile getiriyordu. Smith bir insan toplumu için yazıyordu, ama onun klasik politik iktisadın gelişimindeki büyük etkisinde yoksulluk ve sınıf eşitsizliğiyle ilgili bu duyarlılığın dikkate alındığı söylenemez.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Sermaye birikimini kar güdüsü yönlendirir; ekonomik çıkar peşinde koşmak, normal olarak, ucuz işgücüne sürekli erişimi ve karın toplumun diğer üyeleriyle paylaşmasına direnmeye içerir. Ancak, kapitalizm tarihi boyunca burjuvazinin koruyucu yasaları karşısında yer almasına yol açan bu çıkarların, yoksul ayaklanmaları, işçi sınıfı ajitasyonu ya da sosyalist hareketlerin toplumsal istikrara yönelttikleri tehditler ışığında gözden geçirilmesi gerekmiş, yoksul yardımları veya zor durumdakilerin yararlanacağı başka tür destek mekanizmalarıyla ilgili yasalar mecburen kabul edilmiştir.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Alıntı
Ekonominin devlet kontrolünde olduğu merkantilist dönemde ekonominin siyasetten ayrı, bağımsız bir alan olarak görülmesi söz konusu değildi. bununla birlikte, milli servet ve ekonomik kalkınma önem verilen konulardı ve kapitalist gelişme devam ederken, Polanyi'nin incelediği 19. yüzyıl gelişmelerinden çok daha önce, emeğin metalaşmasını gerekçelendirmek için "ekonominin doğal yasaları"na bavşuruluyordu. Emeğin metalaşması, kapitalizm tarihi boyunca görülen bir eğilimdi. Mesela Brundel, emek piyasasının, sanayi devrimiyle ortaya çıkmadığını, emeğin öteki metalardan farksız bir meta olduğunun Hobbes tarafından bile tartışıldığını yazmıştı. Aynı zamanda piyasanın yayılmasına karşı çeşitli sosyal koruma önlemlerinin alınması yönündeki taleplere rastlanmayan dönem de yoktu. Yoksulluğun toplumsal bir sorun olarak başladığı 16. yüzyıl Avrupa'sının şehirlerinde yoksul yardımları, yerel yönetimlerin üstlenmesi gereken bir sorumluluk olarak görülüyor ve bunun istikrarlı bir toplumun sosyal ve ekonomik olduğu kadar ahalki temelleri açısından da önemli olduğu düşünülüyordu.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Alıntı
Marx "kapital"i, yaşamak için emeğini satmak zorunda olan "mülksüzleşmiş" işçiyle üretim araçlarının mülkiyetini elinde tutan kapitalist işveren arasındaki bir "ilişki" olarak tanımlamıştı. Kapitalizm tarihi boyunca bu ilişkinin niteliği, sosyal yardım ve sosyal güvenlik önlemleriyle, çalışma hayatını düzenleyen yasalarla değişti. Bu önlemler ve yasalar, mülksüzlüğün çalışan kesimin yaşamı ve toplumdaki yeri açısından taşıdığı anlamı değiştirdi. Ama bu, doğrusal bir ilerleme yönünde olmadı. Marx kapitalizmin temel özelliği olarak gördüğü radikal değişimler içinde, piyasanın işleyişini kontrol altına alan düzenlemelerden geri dönüşler olduğu, sosyal güvenlik alanındaki kazanımların kaybedildiği görüldü.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Alıntı

Özden

, bir kitap okudu
10/10
·264 syf.·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2024 21:58
·
2024 20. kitabı