Kapitalizm ve piyasa sistemi, "emeğe" değer veren bir sistem değil, Polanyi'nin (2003) analiz ettiği gibi, insan "emeği"ni metalaştırarak yaşamın öteki etkinliklerinden ayırıp piyasa yasalarına tabi kılan bir sistemdir.
Zenginliği arttırmanın bir fonksiyonu olarak kapitalizmin yedek işgücü olarak elinin altında tuttuğu ve refah devleti uygulamalarıyla desteklediği bu yoksul kesime artık ihtiyacı kalmamıştır ve bu nedenle bu grupların, daha fazla desteklenmesi gerekmektedir. Sermaye birikim dinamiklerinin ihtiyaçları da artık yoksulları dışlamaktadır. Çünkü sermayenin birikim modeli artık, üretim ve emeğin sömürüsü üzerinden değil, finansal sermaye üzerinden şekillenmektedir. Öte yandan küreselleşmenin de etkisiyle "vatanı olmayan sermaye", refah devletlerinin güçlü ve hakları olan işçi sınıfı yerine ucuz işgücü bulabildiği dünyanın gelişmekte olan diğer ülkelerine kaymaktadır.
Anadolu'nun bütün şehirlerinin, köylerinin, hatta ormanlarının vahşileşmiş ve demoralize olmuş Yunan kıtaları tarafından bu sistematik imhasında daha yüksek bir gücün işlediğine dair berrak bir kanıt da var.
Gelişmekte olan İzmir vilayetinin çevrildiği bu çölün ortasında, tek tük vahalar şeklinde İngiliz ve Amerikan sermayesine ait girişimler (Forbes fabrikaları) ve İngiliz sermayesiyle dolaylı ilişki içindeki girişimler (Uşaktaki manüfaktür ve yün atölyeleri) sağlam kalmış durumda.
Yeri gelmişken Kürtler hakkında konuşalım. Kürtlerin ezici bir çoğunluğu milli hareket katılmaktan uzak durdular; zaman zaman da tersine, TBMM'ye karşı İngiliz ve Konstantinopol entrikalarının etkisinin eksik olmadığı bir dizi isyana giriştiler.