Özden

Rousseau'nun bu genel istenç kavramının hem demokratik hem otoriter yorumlara elverişli olduğu anlaşılıyor. Bu yüzdendir ki, hem Fransız Devrimi'nin burjuva demokratik düşünürlerini, hem otoriter bir devlet anlayışı geliştiren Hegeli etkilemiştir. Dahası, Rousseau'dan, onun kuramlarından yararlanacak genel istenci temsil ettiklerini söyleyen hem Lenin gibi komünist parti, hem Hitler, Mussolini gibi faşist parti önderleri de dolaylı, dolaysız yollardan etkilenmiştir. Rousseau'nun egemenliğin koşulsuz halkın olduğu ilkesi ise, çağdaş anayasalara geçmiştir.
Sayfa 397·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Ne var ki genel istencin ortaya konması için temsili demokrasi de tek olanak değildir. Rousseau bazı kötü yönetimlerin devrimle yıkılıp, başa halkın çıkarını izleyen yöneticilerin gelebileceğini (ya da gelebildiğini) düşünmüş olmalı. O zaman egemenliği eline geçiren tek kişi, bir grup, ya da azınlık, toplumu, toplumsal yarar yönünde yönetiyorsa, genel istenci temsil ediyor demektir. Yanılmış ya da aldatılmış çokluk o sırada kendilerine karşı olsa bile! Bu durumda, çokluğun istenci değil de azlığın, hatta tek kişinin istenci bile genel istenç olabiliyor.
Sayfa 396·Kitabı okudu
Alıntı
Rousseau, temsili demokrasileri "seçilmiş aristokrasiler" olarak görmüştür. Bununla birlikte, bazı koşulların varlığında bunların en iyi yönetimler olarak niteler. Söz konusu koşullar, o ülkenin ılıman iklimi ve lükse yol açmayacak orta verimlilikte olmasıdır. Demek ki bunlar, ekonomik eşitsizlikler yaratacak koşulların bulunmayacağı ülkelerdir. Ekonomik eşitlik bulunmazsa "temsil" düzeneğinin varsıllardan yana işleyeceğinin ayrımındadır Rousseau. Ekonomik eşitsizliklerin bulunmadığı bir ülkede ise, temsili demokrasinin iyi bir düzen olacağını kabul eder. Çünkü temsil düzeneği genel istenci ortaya koyabilecek bir yönde işleyecektir. Böyle bir yönetimde genel istenç de kendisini parlamentodaki çoğunluğun istencinde ortaya koyabilecektir.
Sayfa 396·Kitabı okudu
Alıntı
Biraz daha somuta inilirse, Rousseau'nun kafasında, eşitsizliğin bulunmadığı ve büyüklüğü kent devleti çapını aşmayan bir toplum ülküsünün bulunduğu görülür. Böyle bir toplum doğrudan demokrasiyi getirebilecektir. Vatandaşların bir alan toplanıp toplumsal sorunları karara bağlamalarına olanak kılacaktır. O toplumda, eşitsizlik bulunmayacaktır. Dolayısıyla kişisel çıkarlara toplumsal çıkarlar aynı yönde olacaktır. Tüm üyeler toplumsal sorunlardan haberli ve bilgili olacaklardır. Bu durumda vatandaşlar toplandıkları zaman, genel istenç oy birliğinde, hiç değilse oy çokluğunda belirebilecek. Ama sonra topluluğun tüm üyeleri alınacak söz konusu kararın topluluğun yararına olacağı yönünde ikna edebilecektir. İşte bu ülküsel (ideal) durumda, bireyler toplumun istencine, genel istence uymakla aynı zamanda kendi istençlerine uymuş olacaklardır.
Sayfa 396·Kitabı okudu
Alıntı
Burada "genel istencin" kişisel istençlerin toplaması sonucu oluşacak bir "çoğunluğun istenci" demek olmadığını görüyoruz. Genel istenci genel yapan oy çokluğu değilse nedir? Toplumsal (ortak) yarardır. Bu durumda genel istencin ortaya çıkması için ne oy çokluğunun ne de oy birliğinin bulunması zorunludur. Bir kararda oy çokluğu sağlanmış olabilir ama o karar gene de toplumun çıkarına olmayabilir. Dolayısıyla genel istence uygun sayılmayacaktır. Öte yandan çoğunluğun katılmadığı bir görüş, toplumun çıkarına dolayısıyla istencine uygun olabilir. Hatta tek bir kimsenin bir görüşü bile, toplumsal çıkara uygunsa, genel istenç demektir.
Sayfa 395·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam