Ona göre ilkel toplumlar, insanın insanı sömürmediği, lüksün ve eşitsizliğin bulunmadığı, bunların insanın doğasını bozmadığı bir özgürlük ve eşitlik durumu içindedir. Böyle bir toplumun antropologların anlattıkları ilkel yabanıl topluluklardan çok Rousseau'nun kafasında, dilediğince yarattığı bir düş olduğu söylenebilir.
Rousseau'nun kafasındaki bu ilkel topluluk modeli, onun uygar toplumu eleştirmesine yaramıştır. Uygar toplumda yapılacak reformlara ilişkin düşüncelerin geliştirilmesine yardımcı olmuştur. İlkel toplulukla karşılaştığında Rousseau uygar toplumu, insanın iyi doğasının bozulup, erdemin yittiği, özgürlüğün yerini tutsaklığın aldığı bir sapma olarak görür. Kimi yazarlara göre Rousseau, insanların ilkel topluma dönerek uygarlığın hastalıklarından ve kötülüklerinden kurtulabileceklerine inanıyordu. Rousseau'nun siyasal düşünüşünün tümü göz önüne alındığıda bu görüşe katılmak olanaksız. O'nun uygar toplum içinde ilkel topluluğun bazı erdemlerine yeniden kavuşmanın yollarını aradığını görüyoruz. Bu bakımdan ilkel topluluğun erdemleriyle uygar toplumun yararlarını bir araya getirecek bir düzeni tasarladığını söylemek daha doğru olur.