Özden

Montesquieu, her ülkenin yasalarının, anayasasının siyasal kuramlarının, bu etmenlerin o ülkedeki durumlarına göre belirleneceğini söyler. Böyle bir kuramdan iki önemli sonuç çıkmaktadır. Birincisi, (her ülkede ve her zaman için geçerli anlamında) evrensel bir en iyi yönetim biçiminden söz edilemez. Dolayısıyla farklı ilkelere, farklı uluslara, farklı yönetimler uygun düşebilir. İkinci olarak herhangi bir ülkedeki geleneksel yasalar, kurumlar, geleneksel yönetim biçimi, o ülkenin koşullarına en uygun olandır.
Sayfa 383·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Gerçekten, öteki Aydınlanma Çağı düşünürleri, örneğin Locke, Rousseau, özgürlük sorununu kafalarında canlandırdıkları bir "doğa durumu" üzerine dayandırdıkları "doğal haklar" düşüncesiyle çözmeye çalışmışlardı. Montesquieu ise, özgürlük sorununu, Fransa'da mutlak monarşinin, kral ile halk arasındaki aracı (tampon) kurumların kaldırılmasının yarattığını düşündü. Böylece onu somut olgulara, kurumsal nedenlere dayandırarak çözmeye çalışması, gerçekten daha bilimsel bir tutumdur. Kendini Aydınlanma Çağı'nın spekülasyoncu tutumundan kurtararak, toplumsal sorunları kurumsal, geleneksel, çevresel koşullarla açıklamaya çalıştığı için Montesquieu, kimi yazarlarca çağdaş siyaset biliminin kurucusu sayılır.
Sayfa 381·Kitabı okudu
Alıntı
Öte yandan onun toprak mülkiyeti konusunda, bir kişinin ancak sürebileceği büyüklükte toprağa sahip olmasının gerektiğini yazmış olması anlamlıdır. Ondan çoğuna kimsenin hakkının olmadığını söylemesi ilginçtir. Ondan çoğuna hakkını olmadığını söylemesi ilginçtir. Burada ise daha çok aristokratların büyük toprak mülklerine karşı olan burjuva görüşünü dile getirmektedir. Gerçekten toprak biçimindeki mülkiyetin sınırlandırılmasından yana olan Locke, ticaretten ve endüstriden elde edilecek büyük mülkiyet konusunda hiç bir şey söylememektedir. Ama konu mülkiyet hakkına, mülkiyet hakkının korunmasına gelince, mangalda kül bırakmamaktadır.
Sayfa 378·Kitabı okudu
Alıntı
Locke'a göre, topluluğu yasaların dışında yöneten yönetici, yasallığı yitirmiştir. Artık yasaların atadığı, dolayısıyla halkın onayladığı bir kimse olmak durumundan çıkmıştır. Sözünü dinletme hakkı kalmadığı gibi, halkın kendisine uyma görevi de ortadan kalkacaktır. Bu yorumuyla Locke, yönetilenlerin direnme hakkını, devrim hakkını tanımış olur.
Sayfa 376·Kitabı okudu
Alıntı
Locke tüm siyaset felsefesini bireysel hakların ve özgürlüklerin daha iyi koruması amacına hizmet edecek biçimi vererek kurmuştu. Bu yolda sözleşme kuramından nasıl yararlanıldığını gördük. Yönetime karşı bireysel hakların ve özgürlüklerin daha iyi korunması amacıyla getirdiği bir başka düzenek, uygar toplumlarda siyasal erkin dağılımına ilişkin "güçler ayrılığı" (erkler ayrılığı) ile "denge ve denet" düzeneğidir.
Sayfa 374·Kitabı okudu
Alıntı