Platon yine sıralamış: “Kendinizi kimseye sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, kendinizi sevilmeye bırakmaktır. İnsanı insan yapan şey, bir şeylere sahip olmaktan ziyade, olup bitenleri anlamaya çalışmaktır. Önemli olan da çok şeye sahip olmak değil, olabildiğince az şeye ihtiyaç duymaktır.”
Çoğu zaman mükemmel olmamız gerektiğiyle ilgili yanılgılara düşeriz.Eğer mükemmeliğe oynarsak her şeyin daha iyiye gideceğini,daha “insan” olacağımızı,daha çok değer görüp kabullenileceğimizi,kısacası her şeyin dahası olacağını zannederiz.Adı üstünde bu bir zandır.Bizi günden güne nasıl geriye çektiğini,hayatı yaşamaktan alıkoyduğunu bize unutturan bir zan.Mükemmel olmaya çalışmak yerine olduğumuz kadar olsak belki de kendimizin en güzel versiyonunu zaten elde etmiş oluruz.Yazar bu kitapta hayatı “insanlar-siz=kalanlar”ın gözüyle değil de kendinize sahip çıkarak yaşamanın önemini ve sürekli kovaladığımız esas güzelliğin de oralarda bir yerde olduğunu anlatmış.Güzel de anlatmış,var olsun.
Kaç kilo olmamız gerektiğinden evlerimizin nasıl görünmesi gerektiğine kadar her şeyi belirleyen bir kültürde sahiciliği seçmenin büyük bir girişim olduğunu biliriz.
Mutluluktan zevk almanın felaketi davet ettiğine kendimizi inandırmamıza rağmen o aşırı keyifli anları kutlama cesaretini bulduğumuzda içimizden yükselen bir çağrı.