ÇIKIŞ O ÇIKIŞ
Her insanın aşkla açığa vurduğu özel bir çılgınlığı vardır. Tabiatım kör olsun, ben böyle bir çılgınlığın kurbanı oldum işte. Birbirine zıt iki dünyaydık. Biri açık, diğeri yamuk ve kapalı. Ben açıktım, kendime haksızlık edemem; o, sır küpüydü. Düşünce ve duygularını şifreliyor, iç içe geçmiş demir kılıflar içinde sunuyordu. ‘Seni anlayamıyorum,’ dediğimde de, ‘o senin sorunun,’ diyordu. Sanki ben onun sorunu değilmişim gibi. Bir derdi vardı ama neydi bilmiyorum. Bilincini, iğneyle kazdığı kuyulardan zerre zerre çıkardığını, onun kendisine verilmediğini, meşakkatle kazanıldığını söylüyordu. ‘İyi de beni niye zora sokuyorsun?’ diyordum. ‘Günahım nedir? Ben, yaradılış olarak açık bir insanım. Muhabbet erbabıyım. Gösteririm gerçeğimi. Sen niye sohbet etmiyor, göstermiyorsun gerçeğini?’ Bunu söylediğim zaman, mevziye giriyor, ‘gerçeğin kapısı bende açıktır her an, onu kapalı gören sensin,’ diyordu. Ben o kapının açık olduğunu gördüğümde güya rahatsız oluyormuşum da, taş taş örüp, duvara çeviriyormuşum o kapıyı. Alakası yok.”
“Tamamen olumsuz biri miydi?”
“Değildi. Hakkını yiyemem. Gülümseyen, insana iksir içiren, kendinden geçiren bir gizemi vardı, tamamlıyordu gizemimi. Duygu küpüydü ama duygu fırtınalarını duygularımda deneyimleyemiyordu. Müzmin bir reddiyeci olduğu için, kafası sürekli meşguldü. İnsanın bir hayvan olduğunu unutuyor, insandaki hayvanı arıyordu. Beyhude bir arayış. Meyli, benim yalanlarımın iç bağlantılarına yöneliyordu zaman zaman. Ne yapacaksın benim yalanlarımın anatomisini, bize ne faydası var bunun, hiç. Kendine acımıyorsan bana acı biraz. Kendini, hep kendinle değil, başkalarıyla birlikte anla biraz. Bana kastın nedir. Hayvan gibi yaşayıp, hayvan gibi ölen, sade, yüce gönüllü bir babanın oğluyum ben. Arpa ekmeğiyle büyüdüm