• ...Fakat müslümanlar özeleştiri tavrından öylesine uzak duruyor ki bu yoldaki teşebbüsler nerdeyse yadırganır hale gelmiştir.
    ...Kendini eleştirme, aslında açık kafaların ve açık ruhların işidir.
  • Uzun uzun ve detaylıca bir çok incelemesi mevcut zaten bu kitabın. Mevlana'nın öğütünden yola çıkılarak yazılmış olmasından dolayı dikkatimi celbeden bu kitabı okudukça meraklandım, meraklandırdı beni evet.!
    Karakterlerin birbirine karşı öğütleri ve konu akışından dolayı karşılaşılan karakterlerle ortak bağlarının çıkmasına da tamamım diyebilirim.
    Fakat;
    Olmadı sanırım. Yani benle alakalı bir durum da olabilir bilemiyorum.
    Kitap elimde süründü. Hatta bir arkadaşıma bi ara hediye bile edip sonrasında tekrardan aldım. Sonlarına doğru bitirmek için okudum. Ve farklı bir son vardı karşımızda. Karakterin hazine bulmak için çıktığı bu yolculuğunda ( buradan sonra da spoiler var...) Herşey merak uyandırıcı ve mesaj vericiydi ama o son direkt maddiyata bağlanmamalıydı bence. Ya da etkilenilen şey zaten karakterin Fatima adlı kızla karşılaşmasıyla son bulabilirdi. Ya da son bulmalıydı bence...
    Güzel, hoş ve nükteli hayata karşı direktifleri ve mesajları içeren bir kitap olmasına karşın ( ve biraz da sanırım okuma tecrübelerime ve yaşıma mütevellit diyebileceğim) çok da sevememedim.
    Popilerlik yakalamış olduğunu da düşünmüyor değilim. Ve sanırım bu kadar göz önünde bulundurulmasından dolayı onun büyüsüne kapılmış olduğumu düşünüyorum. Birazcık da özeleştiri yapmak gerekirse.
    Benim de önerim bu kadar. Alıp okuyabilirsiniz.
  • Uyumsuz Serisinin ikinci kitabı Kuralsız ile de mutlu sona gelmiş bulunmaktayım. Sıra üçüncü kitap Yandaş'ta...
    Yandaşa başlamadan önce tabikii Kuralsız Kitabını anatayım istiyorum.
    Kuralsız bir gelişme kitabı olarak gördüm, olayların ardı arkası kesilmedi bu yüzden de gerilim hep zirve noktasındaydı. Toplulukların intikam hırsları bitmek bilmezken arka plana attıkları topluluksuzlar bu kitapta aslında başrol haline dönüşüveriyor. Ama Tris yine kendi çıkmazlarına, acılarına, çaresizliklerine göğüs germeyi öğreniyor. Dirençli, azimli ve sabırlı kişiliği bu konuda ona çok yardımcı oluyor. Bütün yaşadıklarını, hatalarını her seferinde sorguluyor ve özeleştiri konusundan ondan iyisi yok. Yeri geldiğinde Bilge, yeri geldiğinde Fedakar ve genellikle CESUR.
    Savaşı, intikamı ve yok etme isteğinden fazlasını gören Tris, yine haklı çıkıyor. Bir sır var. Bütün insanların iyiliği için saklanan tek bir sır.
    Ailesinin uğrunda can verdiği, Jeanine'in bir topluluğu yok etmeyi göze aldığı ve abisini bir haine dönüştürecek bu sırrın ne olduğunu öğrenmeli.
    Bunun için ne olursa olsun ne yapması gerekirse gereksin...
    Bu sır ne mi?
    Bu bir sır söyleyemem.
    Yazarın bu akıcı ve sürükleyiciliğini çok sevdim.
    Eline, emeğine sağlık.
  • Uygun, 1970 Edirne doğumlu. Edirne Ticaret Lisesini bitirip Diyarbakır Dicle Üniversitesinin iki yıllık Muhasebe Meslek Yüksek Okulunda eğitim almış. Biraz zorlayıp dört yıllığını okuyup Mali Müşavir olsaydı kanımca çok daha fazla para kazanabilirdi yaptığı işten. Ancak edebiyat âleminde sürünenlerden olmayı tercih etmesi de ayrı bir takdir edilesi durum diye düşünüyorum. Kendisi hali hazırda, İstanbul il sınırları (Kadıköy) içinde editörlük yapan, kitap emekçilerinden biridir.

    Bu onun ilk kitabı (sanırım) ve bir öykü derlemesi. Kitabı okuduktan sonra vardığım kanıya gelince! Belki tuhaf bir benzetme olacak, ancak Uygun’u bir açıdan hepinizin çok iyi tanıdığı Cem Yılmaz’a benzetebilirsiniz. Neden derseniz; Yılmaz da, belki öyle çok yakışıklı, dünya güzeli, korkunç akıllı ve inanılmaz üst düzey eğitimli bir adam değil sizlerin de bildiği gibi. Kendinden önce giden götü-göbeği, kiloları, kısa boyu ortada, yani çirkin bir adam. Asabi, benmerkezci ve hatta narsis bir kişiliği de var. Ancak Yılmaz’ı eşsiz kılan bir yeteneği var: GÖZLEM GÜCÜ! Cem’i, tüm Türk halkına sevdiren yegâne özelliği de budur diye düşünüyorum. İşe bakın ki, aynen Uygun hocamızın da takdir edilesi, bu minvalde bir melekesi var. Derlemedeki yazılarını okuduktan sonra, yazılar diyorum çünkü birçoğu aslında öykü değiller; Fanzin dergilerde çıkan anlatı-aforizma-manifesto hatta deneme tipi yazılar bunlar, ancak derlemenin içinde birkaç tane çok iyi öyküsü yok değil hani, oraya da geleceğiz…

    Uygun’un kafasının içini, yazdıklarına bakarak çok net görebiliyorsunuz. Mesela o, bir sokağa giriyor ve o sokaktaki hemen her şeyi tek bir bakışla görebiliyor: Asfaltı, kaldırım taşlarını, elektrik direklerini, kedi ve köpekleri, mahalle esnafını, kaldırım üstündeki araçları, yerdeki izmaritleri, tükürük ve balgamları, dirseğini camın pervazına dayayıp bir elinde sigara diğer elinde aşağı sarkıttığı sepeti tutup mahalle bakkalından sipariş ettiği gazete ve ekmeği bekleyen anneleri, evde kalmış kız kurularını, işe giden babaları ya da bekâr abileri, okula yetişmeye çalışan ve sırtlarındaki çantaları kendilerinden büyük olan bacaksız öğrencileri, T cetvelleri kıçlarına kaçmış olan üniversiteli abla ve abileri, evlerin içinden gelen televizyon ve müzik seslerini, mutfaklardan yükselen kötü yemek kokularını, tumturaklı aile kavgalarını, otomatik çamaşır makinesi zırıltılarını, sabah işe gitmeden eşiyle cima eden kocaların hızlı devinimlerini, çok yaşlı olmalarına rağmen bir türlü ölemeyen yaşlıların oflayıp puflamalarını, kapıcıların merdiven basamaklarını silip süpürmelerini, farelerin kanalizasyonlardaki tıkırtılarını; özetle o sokakta bulunan hemen her şeyi tek bir bakışla yakalayıp size peş peşe aktarıyor yazar. Ancak, tüm bunları aktarırken bazen bir kolaj yapıyor ve aklınızı darmaduman ediyor; daldan dala atlıyor, konunun tamamen dışına çıkıp zihninizi allak bullak ediyor, küfür ediyor (hem de çok ağır küfürler), hem kafalarını hem de bacalarını (Freudvari) temizleyen insanların ağızlarının içlerindeki mır mır konuşmalarını ya da kafataslarının içindeki iç sesleri size peş peşe, mermi hızıyla aktarıyor. Bazen yolunuzu kaybediyorsunuz, “Ben ne okuyordum ya!” telaşına düşüyorsunuz. Mevsim yazken birden kışa dönüyor; aradaki sonbaharsa çok görülüyor size!

    Fanzin kültürünü biliyorsunuz. Bolca küfür, aleni muhabbetler, sohbet eder, içki içer ya da seks yapar gibi ergen konuşmalarıyla dopdolu bir edebiyat! Mesela “Bok Kültürü” adlı bir Fanzin dergi vardır; derginin yazarı özeleştiri tadında, adını çok güzel koymuş kendi Fanzininin! Bu tip dergilerde yazarın genç ya da yaşlı olması önemli değildir. Yazar, sansürsüz bir şekilde sokabildiği kadar sokar aletini, cümle hayatın boğazına kadar! Sonra da buna edebiyat derler. Küfrün ya da argonun edebiyatta yeri var elbette, ancak usturuplu yapıldığı takdirde. Aksi durumda okuyucuyu irrite eder bu kadar çok küfür. Ancak Uygun da -sözlerimi mazur görün lütfen- aynı Fanzin düşüncesiyle hayatın anasını bellemiş bazı yazılarında. Kitaba ismini veren “Köpek Yarası” tam bir fikir kolajı ve sinkaf yazısı. Öykü değil de, filozofça bir aforizma metni adeta…

    Metinlerdeki bazı içerik ve anlatım sıkıntılarına rağmen, yazılanlardan çıkarımınız, Uygun’un entelektüel bir insan olduğu yönünde olacaktır. Bir bilgi toplayıcısıdır kendisi! Hayatta işine lazım ne varsa toplayıp biriktirmiş, sonra da bunu yazılarına taşımış. Adeta edebi bardağı dolmuş ve taşmış. Genelde erkek (özellikle Yahudi) komedyenlerde ve kadın neslinde olan üstün gözlem yeteneği onda da var. Kılı kırk yaran detayların içinde, boğulmadan ama nefes nefese ilerliyorsunuz. Söylemeden geçmeyeyim, birkaç öyküsünü çok beğendim. Özellikle “Bir Serçeparmağı Öyküsü”. Öykü yazmanın tüm kurallarına uyuyor, nefis, hikâyesi de güzel. Sonra “Caprice”, “İyi Biri Olacaktım” ve “Böcek” (Kafkavari) de var mesela. Yazarın ellerine sağlık diyorum! Ayrıca “Yazara Mektup” öyküsü bence Orhan Pamuk’a bir gönderme olarak yazılmış. Ya da sanırım ben Orhan Pamuk okuyamayan biri olduğumdan böyle algıladım…

    Son söz; Uygun, bir editör olmasının verdiği birikimle, kendi metninde neredeyse sıfır hata yapmış. Bir-iki dizgi hatasının dışında kusursuz bir baskı olmuş “Köpek Yarası.” Öykü ve anlatı meraklılarının okuması dileğiyle…

    Süha Demirel, 20 Aralık 2015
  • Herşeyi iyi yapması gerektiğini hisseden kişiler, başarısız olmamaları ya da bir öğrenme eğrisi gerektiren yeni şeyler denememeleri gerektiğini düşünürler, o yüzden de bir işten başlamadan vazgeçerler.
    Jasmin Lee Cori
    Sayfa 166 - Koridor Yayıncılık
  • Başarısızlığa gerekçe bulma başarısı güçlü ülkelerden biriyiz