Eğer olumsuz duygularımız olduğunda onları bastırmaya, yok etmeye çalışırsak ya da onlara eşlik eden düşüncelere gerçekmiş gibi davranırsak o duygular devam eder ve peşimizi bırakmaz. Bu tür durumlarda duyguyu bastırmak veya eşlik eden düşünceye uygun davranmak yerine, o duygunun bizim nasıl bir insan olmak ve nasıl bir hayat, nasıl bir çevre istediğimizle ilgili hangi ideal veya değerimize işaret ettiğini bulmaya çalışırsak, isteklerimiz ideallerimiz ve değerlerimizle ilişki kurmuş oluruz.
Eğer kişi, yaşamını oluşturan temel alanlarda istek ve ideallerinin farkındaysa, onlarla ilişki içerisindeyse ve ideal ve değerlerine dönük davranışlarda bulunup bunlara uygun bir yaşam sürüyorsa, o zaman mutlu olur ve kendisini iyi hisseder. İnsanın hissettikleri, yani bedensel duyum ve duyguları ya iç dünyasından veya dış dünyadan kaynaklanır. Mutluluk da dış dünyaya veya iç dünyamıza bağlı, buralarda olup bitenlere tepki olarak ortaya çıkan bir sonuç veya işarettir. Mutluluk kendi başına bir hedef değil, hedeflerimize uygun davrandığımızda, onlara yaklaştığımızda kendiliğinden ortaya çıkan bir sonuçtur.
"... öncelikle duygumuzu ve düşüncemizi fark etmek, duygunun neye işaret ettiğini, düşüncenin ve işlevinin ne olduğunu unutmamak ve duygunun işaret ettiği içsel değerimize uygun davranmak."
Kendi deneyimleri hakkında konuşan ebeveynleri olan çocuklar, o tür deneyimlerle daha kolay bağ kurabilmektedir. Kendi duyguları hakkında konuşan ebeveynlerin çocukları duygusal zekalarını geliştirebilmekte, hem kendi duygularını hem de başkalarının duygularını daha dolu dolu anlayabilmektedir.
Çocukların,özellikle de güçlü duygular yaşadıkları vakit genellikle ihtiyaçları olan şey, birinin neler olup bittiğini anlatmalarına, yani olayları sıraya koyup, bu büyük ve korkutucu sağ beyin duygularının adını koymak için sol beyinlerini kullanmalarına yardımcı olmasıdır. İşte hikaye anlatmak tam olarak bu işi görür, yani beynin sağ ve sol yarımkürelerini birlikte kullanarak kendimizi ve içinde yaşadığımız dünyayı anlamamıza izin verir. Bir hikayeyi anlamlı hale getirmek için, sol beynimizin bir takım sözcükler ve mantık kullanarak olayları bir sıraya dizmesi gerekir; sağ beyin ise bedensel duyumlar,işlemden geçirilmemiş duygular ve kişisel anılarla katkıda bulunur. Böylece biz de resmin tamamını görür ve deneyimlerimizi anlatırız. Bu, günlük tutmanın ve güç bir olay hakkında konuşmanın iyileşmemize neden büyük ölçüde yardımcı olduğunu da açıklar. Gerçekten de araştırmalar, duygularımıza bir ad vermenin veya onları tanımlamanın kelimenin tam anlamıyla, sağ beyindeki duygusal devrelerin aktivitesini yavaşlattığını göstermektedir.