Yunanistan'ın 20. yüzyıldaki en önemli generali Metaksas'ın kendisine Küçük Asya işgal ordusunun komutanlığı teklif edildiğinde Venizelos'a verdiği red sözü gerçek çıkmıştır: "Karşı tarafın (Türklerin) orduları vardır ve bir sabah karşınıza çıkarlar. Küçük Asya'da ilerlemeyi ve yerleşmeyi düşünmeyin".
Hala bu antlaşmanın zafer mi, hezimet mi olduğu konusunda tartışmalar devam ediyor. En doğru sözü tarihçiler söylüyor: Lozan bir uzlaşmadır. Yeni Türkiye hukukunu kabul ettirmiştir. Birinci Dünya Savaşı'nın yenik devletleri içinde kendisine dikte edilen Paris Antlaşmaları dizisinden Sevres'i kabul etmeyen bir devlettir.
Görünüşte tabii ki Osmanlı İmparatorluğu ortadan kaldırılmış değildi. İstanbul'da bulunan sefirlerin yanı sıra Saltanat-ı Seniyye'nin dış dünyada sefirleri vardı. Ordu elbette ki kontrol altındaydı ama dağıtılmış değildi. Bir Osmanlı Hükümeti vardı fakat bu hükümetin asayiş gücü Unkapanı Köprüsü ile Bebek Karakolu arasındaydı. O da sanırım devletlerarası nezaketten dolayıydı. İstanbul'da müttefiklerinin kontrolünü bile İngiltere üstlenmişti.
Ortada bitkin bir asker sınıfı ve halk vardır. Ama Mustafa Kemal Paşa ve etrafındakiler artık Anadolu'da bir mücadele yapmaya karar vermişlerdir. İstanbul şüphesiz mücadelenin merkezi olamazdı. Daha 1918 yılında, mütarekenin en hazin vaktinde, Trakya ve İzmir'de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu. Millet her yerde direniyordu, ama bu direnişlerin arasında koordinasyon, yani eş güdüm yoktu. O eş güdümü hangi politik deha sağlayacaktı? Ancak arkasında askerî bir başarı ve müsbet intibalar edinen bir komutan...