Bazı yerlerde aynaların üstüne bez örterler, ölen kendini görmesin ya da aynaya yansımasın diye, ve son nefesten sonra ruhun dışarıya uçması için pencereyi hemen açarlar, hapsolup duvarlara kuş gibi çarpmasın diye, ya da sinek gibi. Aslında burada bazı bölgelerde "ruh" kelimesi "sinek" ile aynıdır. - muha, muşa, muşiçe.
O sinek - ruh.
Bir yanda merasimler var, öleni bizden uzaklaştırmaya, onu yerin altına saklamaya yönelik tüm uygulamalar. Artık yeryüzünden kelimenin tam anlamıyla silinmiş durumda. Defnedildiği mezarlık, kasabanın veya köyün dışında, yaşayanlara ait yerlerin dışında, yaşamın dışında. Aslında temel korku, ölenin geri gelmesi, vampirleşmesidir. Bu açıdan merasimlerde belli bir iki yüzlülük vardır. Onun gitmesini istemiyorsun ama yine de onu uzaklaştırmak zorundasın, çünkü doğa bunu buyuruyor.
O akşam kızımla birlikte soyağacı yapmaya karar veriyoruz. Sülaledeki tüm yaşayanları ve ölüleri hafızasında taşıyan kişi daha yeni vefat etmişken, bu iş neredeyse imkansız görünüyor. Ama, itiraf etmeliyim, bunu yapmak büyük bir teselli sağlıyor. Kendini ve ölen kişiyi ailenin çatallanan dalları arasına, dal budak salmış o tacın üzerine yerleştirmek, ölümü daha doğal kılıyor, bir anlam ve teselli sunuyor, evet anlam ve teselli. Ağaç canlı, dallarında onca ölünün asılı olmasına rağmen.