• 168 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Güney Afrika'nın katı ırk ayrımcılığı ve apartheid rejimi döneminde kentte yaşayan üç çocuklu Smales ailesinin, siyahî gerillaların baskınlarıyla, kundaklamalarıyla ve yakıp yıkmalarıyla, yardımcıları, yani aslında uşakları, July'ın "köy bile denmeyecek" yerleşim yerine gitmeleri ve siyahlarla beyazların rol değişiminden ziyade rol benzeşmesi teması üzerine kurulu bir roman July'ın İnsanları, evet. Fakat burada özelde, bir izlek takip etmemiz gerekiyorsa o da bu beyaz Smales ailesinin "kadın"ı Maureen Hetherington'ın içsel yolculuğu. Ona eşlik eden ise sade, düz ama ısrarcı, hatta zaman zaman sırtında bebeği ile azize gibi zuhur eden Martha, July'ın karısı, ki onu uzun bir süre sadece "July'ın karısı" olarak görüyoruz.

    Kanada uyruklu Güney Afrikalı beyaz bir aile olan Smalesler, aslında buradan bir göçmenlik getirmiş genetik kodlarında ve bu göçmenlik, kendi kimliğini ve kişiliğini bulamama, henüz kendini dahi tanıyamamış olma, artık kendi vatanında, beyazlara ayrılan özerk bölgelerde sterilize yaşamından mutlu mu yoksa mutsuz mu olduğunu, daha doğrusu grilerini ve gel-gitlerini anlayamamış olma meselesi Maureen'de mezcolmuş. Kitabın ana karakteri her ne kadar July gibi dursa da aslında July'ın insanlarından biri olan Maureen ve July'ın kendi köyündeki kadınlar, özellikle karısı Martha ve annesi, yani "mhani" (Zulu dilinde, anne). Niçin onun insanları? Cevabı, July'ın uşaklıkla kendi mahallinde olma psikolojisi arasındaki hallerinde görüyoruz, kendi muhitinde, kendi gibiyken. Maureen'in ona olmasını istediği ideal insan yolunda kurduğu düzen, üstlendiği suçları içinde değil.

    Kitap, inanılmaz bir çok boyutlulukla ilerlediği için üzerine notlar almadan, bir konuyu farklı açılardan düşünmeden edemiyorsunuz. Gordimer'ın her zaman apartheid ile savaştığını ve romanlarında hep bir siyaz-beyaz çatışması olduğunu görüyoruz, doğru. Fakat burada mesele, siyah-beyaz çatışmasından daha girift bir halde. Maureen'in yaşam standartları oldukça "düşük" bir köyde çocuklarıyla ve eşiyle yaşamaya başlayarak aslında eşini ve dahası kendini tanımadığını öğrenmesi, July ile ilişkisinin yıllar içinde nasıl bir boyut aldığını gözlemlemesi üzerinden, yani kadınlar üzerinden bir siyah-beyaz uzlaşması/uzaklaşması üzerine kurulu mevzu. Onları, ses etmeseler de bir türlü kabullenemeyen köy kadınları, yine de July'ın erkekçe istekleri ile yaşamlarında hayatî öneme sahip parçaları -kulübe gibi- onlara veriyorlar. Bir gün tarlada çalışırken, kendini kabul ettirmeye çalışan bu beyaz kadının da "kusurlu" olduğunu fark ediyorlar, "kusurluluk" üzerinden kurulan bir kadınsı başlangıcın çok daha derûnî, çok daha psikolojik bir kendini bulma noktasına yönlendiğini görüyoruz. Sırf kendi hedefleri olmadığı halde, uydurulmuş, icat edilmiş bir üstün beyazlığa şeklen aitler diye bunları yaşamak zorunda kaldıklarını düşünen aile, müthiş bir değişim içine giriyor; nesnelleşiyor ve yabancılaşıyor. Kadın öznesi ekseninde insanın, hayatının olgun dönemlerinde doğada ve çatışmasının ortasında, ölüm korkusu ya da yabancılaşması ekseninde, zorlu bir coğrafyada kendini bulma hikâyesi July'ın İnsanları ve tekrar tekrar okunası, birçok alıntı çıkarılası.