“Merhamet istemiyorum, hiç kimsenin acımasına ihtiyacım yok, merhamet de zulmün bir parçası; ne bana acıyın ne de çocuğuma. Merhamet zulmün merhemi olamaz.”
Hüseyin’i anlıyordum artık, birkaç ay önce Mardin’de duyduğum davranışlarına şaşırdığım çocukluk arkadaşımı anlıyordum hatta yavaş yavaş Hüseyinleşiyordum.
Belki de bir hikâyeye vurulmuştum ben; evet, evet bir hikâyeye, bir kültüre, bir tarihe vurulmuştum; hiç insan bir hikâyeye vurulur mu? Oluyormuş demek ki diyordum kendi kendime.