Veronika gazete okuyan, televizyon seyreden, dünyada olup bitenlerden haberli biriydi. Her şey yanlıştı ve kendisi herhangi bir şeyi düzeltebilecek durumda değildi. bu, tamamıyla aciz olduğu duygusunu büyütüyordu içinde
Emily BrontëUğultulu Tepeler Uğultulu Tepeler mi beni bitirdi ben mi onu bitirdim bilemiyorum. Heathcliff ve Catherine’in aşkı takıntılı ve bir o kadar yıkıcı; gerçekten romantik bir aşk değil, tam anlamıyla delice. Heathcliff’in saplantısı, Catherine’in Edgar’la evlenmesi ve bunun masum insanların hayatını mahvetmesi kitabı okurken beni hem üzdü hem de sinirlendirdi. Ama ikinci nesil, yani Hareton ve genç Catherine, romanın karanlık havasına biraz umut kattı. Hareton’un büyüme şekline nazaran içindeki o iyi kalpliliği ve Catherine’in snlarda ona destek olması insanın içini ısıtıyor. Heathcliff’in ölüm sahnesi ise, Catherine’siz yaşayamayan bir adam olarak tüm saplantısının doruğa ulaştığını gösteriyor ve cidden etkileyici. Genel olarak, roman aşkın hem büyüleyici hem de yıkıcı olabileceğini, karanlıkla umudun yan yana gelebileceğini gösteriyor.