İnsan hayatı ortalama 80 yıl ya da yaklaşık 30.000 Dünya günü. Bu da demek oluyor ki insanlar doğuyor, biraz arkadaş ediniyor, biraz yemek yiyor, evleniyor ya da evlenmiyor, bir iki çocuk yapıyor ya da yapmıyor, birkaç bin kadeh şarap içiyor, olduğu kadar cinsel ilişkiye giriyor, bir yerlerinde bir yumru hissediyor, biraz pişmanlık duyuyor, onca zamanın nasıl geçtiğine hayret ediyor, başka türlü yaşamış olmaları gerektiğini düşünüyor, yine olsa yine aynı hayatı yaşayacaklarını anlıyor ve sonra da ölüyorlar. O büyük siyah hiçliğe karışıyorlar. Uzamın dışına. Zamanın dışına. Sıfırın en sıfırına. Ve hepsi bu kadar, her şey bundan ibaret. Tamamı aynı vasat gezegenin içinde.
Diyorum ki insanları anlamak zaman alıyor çünkü onlar kendilerini anlamıyorlar. Çok uzun zamandır kıyafet giyiyorlar. Metaforik kıyafetler. İşte bunu anlatmaya çalışıyorum. İnsanlar medeniyetlerinin bedelini böyle ödemiş, medeniyeti yaratmak için gerçek benliklerinin kapılarını kapatmışlar. Bu yüzden kaybolmuşlar, benim anladığım bu. Sanat da bu yüzden var. Kitapları, müziği, filmleri, tiyatroyu, resmi, heykeli, hepsini bunlar kendilerine, asıl kimliklerine dönen köprüler olsun diye icat etmişler. Ama ne kadar yaklaşırlarsa yaklaşsınlar sonsuza dek uzaklar artık. Şunu diyorum sanırım: Dün gece çocuğu öldürecektim. Gulliver'ı. Uyurken merdivenlerden düşmek üzereydi ama sonra gerçek doğası ortaya çıktı ve bana saldırdı.
Şu kadarını anlamıştım ki insanlar yaşlandıkça hayatları giderek kötüleşiyordu. Dünyaya küçücük eller, küçücük ayaklar ve sonsuz bir mutlulukla geliyordunuz ve elleriniz ayaklarınız giderek büyürken mutluluğunuz yavaş yavaş buharlaşıyordu. Ergenlik yıllarınızı geride bıraktıktan sonra mutluluk elinizden kayıp gidebilecek bir şeye dönüşüyor ve kayıp gitmeye başlar başlamaz kütle kazanıyordu.
"Dario, neredeydin? dedi. Bir saattir seni bekliyorum burada. Kurabiye var."
Dario ona baktı.
"Ne oldu?"
"Hiç. Düşünüyorum."
"Ne düşünüyorsun?"
"Yapmam gereken bir şeyi. Ama yapabilir miyim bilmiyorum."
"Yaparsın, ben yardım ederim sana."