İkiyüzlü bir tanrıydı; gözlerini kaldırıp sütunlar arasından onun gelişine bakan fakirlerin acılarını dindiren bir yaradan ve koro , rahipler ve şarkılar furyası geçtiği zaman başlarını eğerken, belirsiz bir gelecek uğruna onları acılarına katlanmaya ikna eden bir yaradan.
Ben sevdiğim zaman neyi borçlu olduğumu düşünmem. Ona göre dünya düşünenler ve hissedenler olarak ikiye bölünmüştür. Birincisi kendisine alınan elbiseleri, ödenen hesapları dikkate alıyordu fakat şimdi elbiselerin modası geçti ve rüzgâr hesabı masadan alıp uçurdu, her halükarda borç bir Öpücük ya da başka bir iyilikle ödendi ve düşünenler bunu unuttu; fakat hissedenler hatırladı; borçlu da değillerdi alacaklı da, sevgi ya da nefret vermişlerdi.
Kendi görüntümüz bile arzudan, gittikçe artan bu başkaları tarafının arzulama arzusundan kaçamaz. Hoşa gitmenin verdiği güven ve diğerlerinin bakışı aracılığıyla aslında hiç değişmesini istemediğimiz daima çekici olma arzusu… Diğerini arzulama, diğeri tarafından arzulama, arzulama arzusu, arzulama arzusu… Tüm hayatımızı ve seçimlerimizi kaplayan arzu… Giysilerimiz, yaşam tarzımız, zevklerimiz ve eğlence biçimimiz diğeri için her zaman arzulanır olacağımızdan emin olmamızı sağlamalıdır. Sonuçta Arzularımız sevilme ve kabul edilme arzusuna dönüşmüştür. Yaşamımızın her anında yeniden keşfedip yaratmamız gereken arzu sonuçta bizi özgürleştirmekten çok kesinleştiren bir ihtiyacı ve mecburiyeti dönüşür.
İçinde yaşadığımız toplum, eğitim ve medya yoluyla bize sürekli izlemeniz gereken modeller sunar. O kadar ki, bizim adımızı arzular yaratıp sonra da bunların kendi acılarımız olduğuna inanmamızı sağlar.