...gözyaşının cinsiyeti olmaz, ağlayın lan! içimize atmaktan okyanus olduk, dışımıza mutlu görünmekten palyaço.
Şiir
güncel tablo
artık palyaço değilim duygularımı da tavrımı saklamıyorum.
Reklam
hayatta hep palyaço yok mu?
bir bakmışsın hayatta herkesi mutlu etmeye çalışan ,içinde kopan fırtınaları bir kostüm ardına saklayan ,yanlış tercihleriyle hayat tarafından kahkahayla karşılanan ve başkasına gösterdiği değeri geri alamayan palyaço günün sonunda herkese düşman olmuş.
İnsan ve Hayat
palyaço
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde kaç kilo çekerdi yalnızlık kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarının belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize kim sevmezdi çiçekleri filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi bunu palyaço söyledi, palyaço söyledi ben yazdım yazdım, yazmasam ağlayacaktım herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım sırf bu yüzden mi ağladım alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz biraz birazdım her şeyden dün biraz sinirlenmiştim mesela yarın bir kadını seveceğim biraz biraz biraz kör oldum bügünlerde ama rakı kadehlerini boşaltmayın eksilmesin hiçbir şey hiçbir şeyden dahi olsa kalsın biraz *
Şiir
Ayık olmayandan kendine teselli
Bazen düşünürüm, buradan bile anlaşılabilir belki ne kadar düşüncesiz olduğum, bazen düşünürüm, bazen, son zamanlarda özellikle içtiğim zamanlar düşünürüm, neden derse birileri bellidir cevabı ama yine de bilmez cühela için hatırlatayım, düşünmek fevkalade acıtır, dikkate almaya değmez, yeryüzü aleminin milyonlarca yılını düşündüğümde felaket çarpanları o kadar akılalmaz bir cehennem parodisinde rakseder ki depremler filan artık sessiz sinema kadar gürültü verir kulaklatımıza.. Trajedimiz insanlığa, yalnızca insanlığa ait olduğu için irkitir ve korkutur bizi, çünkü bir insan olarak bir sonraki müstakbel hedef biz'izdir. Bu Freud'sal bir çözümleme oldu sanırım. Neyse ki zaman var da hafifletir tüm endişeleri. Bazı anlar vardır, sana öğretilen her şeyin aslen sadece bir önceki neslin bir devam niteliği olduğu ve bir gerçekliği ifade etmediği, sadece yaşadığın mekan/tarih iş birliğinde öyle bir aşılamaya maruz bırakılmanın hazin neticesi olduğunu er geç fark edersin. Ne zaman, düşündüğün vakitler, düşünmezsen, fark edemezsin ve ne kadar az düşünüyoruz. Ben dahil, çember dışı değilim. İmlâ kuralları belki de kalemi ele aldığında ifade gücünü yansıtan bir gerçekliği ortaya koyan yasalar bütünü değildir ve gerçek dışılığı vurgulaman ve aslında bambaşka bir gerçekliğin olduğunu algılaman için bambaşka bir bakış açısı kazanman gerekmektedir. Kim bilir, Tutunamayanlar'ın noktasız virgülsüz ve hatta hiç sonu gelmeyecek Saramago cümlelerini düşün. Veya geçmiş zaman yazılarını, sözün ilk yazıya dönüşünü, neydi ne oldu, kim bilir? İlk seven kimdi? Sevmekten ne anlıyoruz? İlk sevene ne oldu? Adem'i Havva'yı bilmem ama çok yol kat ettiğimiz belli bu yolculukta. Geçenlerde ahaliden mecburi istikamet bir dost, bir şiirden mevzu bahis açtı, bildiğimiz duyduğumuz, ama pek belli etmeyiz
2 Sanat tarihinin ve doğasının sorumlusu sanatçılardır. Sanat tarihinin doğası şudur: köleliğe boyun eğmiş, emrine amade olmuş güzellik. Sanat tarihçileri sanatçıları şöyle bilir: sihirbaz, büyücü, üstatçı, imajcı… Köle, mekanik, zanaat, köle işçi, anonim… Grek, Romalı, ortaçağ… 12. yüzyıl: “Tanrı’nın Hizmetkârı”, mistik, aydınlatmacı, mozaikçi… 14. yüzyıl: Ayrımsız, sanatçı-zanaatçı (Filippo Lippi)… 15. yüzyıl: “doğada Tanrı’nın hizmetkârı”, bireysel, eğitimli adam (Van Eyck)… 16. yüzyıl: bilim adamı, natüralist, “liberal sanatlar”, Rönesans, (Dürer)… Aynı zamanda: “ilahi ressam”, içsel fikir (Mikelanj, Leonardo)… 17. yüzyıl: Sarayın hizmetkârı, “kralların ressamı” (Velasquez)… Sonra: Asil, klasikçi, kraliyet akademisi, güzel sanatlar (Poussin)… Aynı zamanda: “Mükemmel ressam”, “ressamın ressamı”… 18. yüzyıl: İdealist, “mükemmelci”, rasyonalist, akademisyen (Reynolds)… Sonra: “Kişilik”, mistik, romantik, virtüöz (Blake)…

Sol Diyez

@Pio_baroja
·
Sanatı Sanatçılardan Kurtarın ... A. Brener - Barbara Schurz
1 Çirkin bir dünyada yaşıyoruz. Bu çirkinliğin sorumlusu kim? Çirkin ne? Eğer bir güzellik satıcısı tarafından soruluyorsa, asıl çirkin olan bu sorudur. En çirkin manzara da sanatçıların kendilerini satmasıdır. Bir meta olarak sanat çirkin bir fikirdir; bir eğlence olarak sanat çirkin bir eylemdir. Bir memnun etme ve satış mesleği olarak görsel sanatlar çirkin bir iştir. Sanat alışverişi, sanat koleksiyonculuğu, sanat manipülasyonu, sanat işi çirkindir. Bir geçim aracı olarak, bir hayatın tadını çıkarma aracı olarak sanat çirkindir. “Sanatçının da yemek yemesi lazım” ifadesi çirkindir. Bir sanatçının yemek ihtiyacı bir başkasından fazla değildir. Sanatta ekonomik ilişkiler utanç verici ve çirkindir. Sanatta ticaretçilik, kariyercilik, para yapmacılık, hayatta kalmacılık çirkindir. Bir iş adamı olarak sanatçı, bir sanatçı olarak iş adamından daha çirkindir. Sanatçının himaye altına alınmış bir ahmak olarak, bir masum olarak, bir şirket adamı olarak, bir koleksiyon parçası, başarılı adam olarak imajı çirkindir. Doğal bir hayvan, bitki, ot, egzotik meyve olarak sanatçı çirkindir. Sanatta anti-entelektüalizm çirkindir. Sanatta sahte entelektüalizm çirkindir. Sanatta özel-leştirilmiş entelektüalizm de çirkindir. Sanat mekanizmasının bir parçası olarak çirkin kültü iğrenç ve çirkindir. Anti-sanatın herhangi bir biçimi çirkindir. Kolaj, montaj, hurda, performans ve enstalasyon sanatı çirkindir. Geometrik sanat dışavurumcu sanattan daha az çirkin değildir. Amerikan sanatı, Alman sanatı, İtalyan sanatı, Çin sanatı ve her tür sözde ulusal etiket sanatı çirkindir. “Genç sanat” çirkindir. Sözde uluslararası çağdaş sanat hem sefil hem çirkindir. Tüm bienaller çirkindir. Turizm endüstrisinin parçası olarak sanat çirkindir. Tüm jüriler ve ödüller çirkindir. Kültürel değiş tokuş
Reklam
Reklam